|
Abant-Keltepe Yürüşü Kendimi bir ormanda patikada yürürken buldum. Soner bana bir şeyler hakkında bilgi veriyordu, Ben de çantamı düzeltmeye daldım, bir baktım herkes gitmiş. Ben de diyorum artçı beni niye beklemiyor, ben şimdi nerden gideceğim, diye dertlenirken kalkıyorum saat sabahın 4 ü .
Sonra zaten uyuyamayıp, yürüyüş için kalkıp bir şeyler hazırlamaya başladım. Yola çıktığımızda yanımda oturan talihsiz insanın (Aykut) kafasını iki saat şişirdikten sonra yürüyüşe başlayacağımız yere vardık. Aracın kapısı açılır açılmaz dehşet soğuk bir rüzgâr içeri girdi. yürüyüşe başlamadan son hazırlıkları yaptık, kaymak için çok ideal bir yer bulduk herkes naylon, çöp poşeti, karton ne bulduysa kayıyor, tabi ben de aldım bir naylon başladım kaymaya, bir kaç kere kaydım farklı kombinasyonlarda, çok eğlendim. Nihayet yürüyüşe başladık, her taraf bem beyaz, ilk anda gözlerimin karın parlaklığına alışmasını bekledim. İlk 30-40 dakika güzel gittim ama sonra, Kenan abi beni yol açayım diye en öne geçirdikten kısa süre sonra kesildim, bir adım geriye çekildim, Tıkandım her zamanki gibi, TRT vericisine varana kadar da arkadan geldim. Vericinin olduğu tepeye çıkmadan önce hava çok güzeldi, bazı yerlerde kar dize kadardı, ışık ilk başta çok gözümü alsa da alıştım ve manzara mükemmeldi. Biraz fotoğraf çekebildim daha sonra fırtınadan dolayı makinem dondu. Vericinin olduğu tepeye çıkmaya başlayınca rüzgâr çok sert esmeye başladı ve kar kaldırdığı için önümü bir ara göremedim. Rüzgâr o kadar şiddetliydi ki dik yürümeyi geçtim artık rüzgâr beni sallamaya başlamıştı, bir ara çok yoruldum ama ikişerli üçerli yan yana yürümeye başlayınca daha rahat ilerledim. Arkama baktığımda fırtınadan dolayı hiçbir şey gözükmüyordu. Ellerim kalıp gibi kaldı hiç hareket ettiremiyordum ve sızlıyordu. Ercan ve Özcan ellerimi ısıttılar, bir eldiven daha taktım, biraz daha devam ettim, ama ellerim tekrar dondu ve sızlamaya başladı. Vericiye çok kalmamıştı bende ha gayret diyerek bata çıka devam ettim. Vericiye geldiğimde mis gibi motorin kokusu karşıladı beni, ellerim alev alev yanmaya başladı, o kadar acıyordu ki ağlamaya başladım Kenan abi ne kadar dalga geçse de. 10-15 Dakika sonra kendimi daha iyi hissettim, ısındım, ellerimin acısı nerdeyse dindi. Birden sıcak bir yere girmenin etkisinden mi bilmiyorum vücudum titremeye başladı, bende hemen ıslak eşyalarımı değiştirdim. Güvenlik görevlileri misafir perver oldukları için çok şanslıydık bir tanesi (iri yapılı olan) ben ısınmaya çalışırken bana dedi ki "Ben de senin gibi canımın acısına dayanamam ağlarım" . Kendime geldikten sonra sıcak bir şeyler içip ısınmaya çalıştım, tabi bu kısım, zorlanmadan sonra cenneti andıran bir havadaydı. Kendimi çay içerken hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim. Makinem donduğu için daha sonra hiç fotoğraf çekemedim o kadar taşıdım bari bir kaç tane daha çekseydim dedim içimden ama napan kul yapımı. Bir şeyler yiyip güzelce iç dış ısındıktan sonra her şey daha güzel görünmeye başladı bende keyfini çıkardım. Vericiye veda ettikten sonra aynı fırtınada 2 saat daha ilerlememiz gerekiyordu görüş mesafesi çok düşüktü, anca önümüzü görüyorduk, fırtına beni o kadar yalpaladı ki bir ara nereye gideceğimi şaşırdım, ne görebiliyorum , ne duyabiliyorum. Sonra çifterli yürüme başladık o şekilde rahat yürüyebildim. Yanımda ki arkadaşıma dayanıp gözlerim kapalı, çünkü çok kar giriyordu bu şekilde ilerdim. Daha sonra alçalmaya başladığımızda daha rahat nefes aldık, rüzgar aşağılara o kadar çok kar biriktirmişti ki belime kadar battım ve çok zor ilerleyebiliyordum. İndiğimiz yamacın dibinde ki Mangırlar yaylasına vardık ve evlere zarar vermemek için odunluğa girdik. Evlerin çatılarında ve çevresinde o kadar çok kar vardı ki, odunluğun girişindeki kar nerdeyse boyum kadardı. Ben tabi tozluğu yanlış giymişim gösteren olmayınca, paçamdan içeri o fırtına ve nerdeyse bir metre karda ziyadesiyle kar girdi. Ayaklarım çok üşüdü kar girdikten sonra, ıslanan çoraplarımı değiştirdim bu sefer doğru bir şekilde tozlukları da giydim, ihtiyaçları giderdikten sonra yola devam ettik ama Kenan abi yanlış yöne yönelince (dalgınlıkla oldu herhalde ) biraz karla mücadele ettikten sonra yolumuza girdik bazı yerlerde belime kadar kar olduğu için boy da malum, çok cebelleştim bir ara dilim dışarıda soluk soluğa kalmıştım(espri olsun diye değil gerçekten. Bir süre nefes alışımı düzeltmeye çalıştıktan sonra kendimi daha iyi hissettim yamacın kıyısında 1 saat kadar devam ettikten sonra, tepelerin yamaçlarında çok fazla kar biriktiği için kar yığınları düştü, daha uzun bir yoldan devam etmek zorunda kaldık. Yokuş aşağı inmek kolaydı, rüzgardan dolayı birkaç kez devrilsem de, ama tepeyi çıkarken çok yoruldum hatta bir ara yorgunluktan mıdır kurt yada çakal gibi bir şeyin geldiğini sanıp korktum(köpek fobim varda. Tepeye çıktığımızda gene ikili yürüdük, (Ercan’ın dediği gibi manita parkuru) bu şekilde hava nerdeyse kararana kadar devam ettik ve Ferizli yaylasına vardık, bir kaç dakika soluklandıktan sonra ormandan yola devam ettik ama yanlış yönde gittiğimiz için geri döndük yaylaya. Ben yayladaki evlerin olduğu yere çok az varken gerçekten kendimi tükenmiş hissettim o kadar yorgundum ki rahat nefes bile alamıyordum, hatta neden bilmiyorum bacağımda ki kaslar titremeye başladı biraz soluklandım ama hiç bir değişiklik yok Rahime’ciğimin psikolojik desteğiyle "az kaldı Yeliz", "kendini bırakma Yeliz" morallenip eve vardım. Rahime bana yiyecek bir şeyler verdi kendime gelmem için ve hepsini bitirmem için "o kadarcık şeyimi yiyemiyon ne var onda" diye sıkıştırdı. Yemek yedikten sonra kendimi çok çok daha iyi hissettim gözlerim açıldı, moralim yerine geldikten ve orman yoluna girdikten sonra Rahime ile şarkı söyleyip yola devam ettik . Ormandaki yola girdikten sonra ayı yavrusunun sesini duyduk. Köye inene kadar ki yok çok rahattı hava tamamen kararmış olsa da rüzgar ve yağış olmadığı için nerdeyse hiç yorgun hissetmedim sanırım moralimin yükselmesi de etkili olmuştur. Köye vardığımızda şoför köye gelemediği için (o ara araç zincirlerine kıran girmiş herhalde ) bir kaç km daha köy yolundan aracın olduğu yere doğru yürüdük, ama bir süre bacağımın arkasında o kadar çok acı hissettim ki kramp girdiğini düşündüm daha sonra biraz rahatladı. Yolda kar olmadığı için daha rahat gittik, sağ olsun köylüler çok misafir perverdi bizim için soba yakmışlardı, üşüdüğümüzü düşünüp ama kalamadık, caminin abdest hanesinde üst baş değiştirip kendimize geldikten sonra yola devam ettik. Araca en nihayetinde vardığımızda akşam saat 8.30 – 9 bulmuştu, dönüşe geçtiğimizde benim yanıma oturan diğer talihsiz insanın kafasını 1.5 saat şişirdikten sonra artık hiç enerjim kalmamıştı sonunda. Bu kadar efor sarf ettikten sonra sanki hiç derdim kalmamış, sinir ,sitres bitmiş kendimi çok rahatlamış hissettim nedense . Bir daha olsa gene yaparım pişman değilim. Meşhur bir deyiş ile yazımı sonlandırmak istiyorum; “ Ne yöne gidersen git doğu ,batı, güney yada kuzey hiç fark etmez her yolculuk insanın kendi içine doğru yaptığı bir seyahattir”. Saygılarımla Yeliz KORKMAZ
Bu makaleyi tavsiye et...
Bu kategoride yeni haberler:
Bu kategoride önceki haberler:
|