Bir klüp başkanının görevi, kulübün işleyişini, sporcuların eğitimini, faaliyetlerin düzenlenmesini sağlamakla bitmeyip, bunun yanı sıra sporcularına kulüpleşme mantığını, kulüp disiplini bilincini, kulüp sporcusu olma sorumluluğunu kazandırmaktır.
Köprübaşına geldiğimizde. Selim ve Atilla çantalarından hepimizi şaşırtan büyük süprizlerini çıkardılar. Kara lastikler. Zaten fotoğraflardanda görmüşünüzdür. Dere içi yürüyüşü için farklı bir taktikleri vardı. Genelde tüm doğa yürüşü için önerilen uzun boyunlu sağlam tabanlı yürüyüş ayakkabılarına karşı farklı bir alternatifti kara lastikler.
Uzun bir süredir SDT’nu internet sisesinden ve mail gurubundan takip etmekteydim. SDT internet sitesinde bulunan harita güzergahlarından ikisini (Doğançay -1 ve Kanlıçayşelale turu) kuzenim Murat ile birlikte gezdikten sonra, artık SDT topluluğuyla birlikte bir yürüyüşe katılma zamanın geldiğine karar verdik.
Aslında Murat’la beraber yaptığımız daha önceki iki güzergah yürüyüş esnasında performansımızı görmemiz için bize bir deneyim kazandırdı. Çünkü ikimizde bu spora yeni başlayan insanlardık.
SDT’nun yapmış olduğu Kanlıçay dere yürüyüşünden bir hafta sonra aynı rotayı yaparken resimlerde imrenerek gördüğümüz o gürül gürül akan Kanlıçay’dan eser yoktu. Derenin suyu ve akış hızı önemli bir miktarda azalmıştı. SDT’nun Googlemap’te hazırladığı haritalardaki uyarıları dikkate almamız gerektiğini birkez daha anladım. Yağmur mevsimlerinde dere içi yürüyüşleri yaparken çok dikkatli olmalıyız. SDT’nun gezisinden önce yağan yağışlar derenin su miktarını arttırmış olmalıydı.
SDT’nun internet sitesindeki yapılan yürüyüş güzergahlarının fotoğraflarının, Googlemap haritalarinin ve faliyet raporlarının bizim gibi bireysel veya küçük guruplar halinde gezen yürüyüşçülere önemli bir yardımı olduğunu düşünüyorum. Hele birde yanlarında GPS yok ise. Kenan Hazarın çizmiş olduğu haritalar ve Mustafa Can’ın çekmiş olduğu fotoğraflar o bölgeye ilk defa giden yürüyüşçüler için önemli referans noktaları sağlıyor. Yürüyüşten önce incelediğimiz, aklımızda kalan fotoğraflarla güzergahın neresinde olduğumuzu, bundan sonra neyle karşılaşacağımızı tahmin etmemizde bize çok yardımları dokundu.
Mustafa Can’ın mailime düşen Akçay Deresi ve Mağara Keşif Gezisi davetiyle SDT ile tanışmak için iyi bir fırsat yakaladığımızı düşündük. Başta az olan deneyimimize rağmen bizleri aralarına kabul etmek istemiyeceklerinden korktum açıkçası. Mustafa Can’a mail atarak yürüyüşe katılma talebinde bulunduk. Talebimiz olumlu karşılanınca nasıl bir macera içine gireceğimden, faliyete katılma fırsatını yakalayamayan SDT’lilerin neler kaçıracağından haberim yoktu.
Cumartesi sabah ofis önündeki buluşma noktamıza geldiğimizde Atilla Atasoy ve Selim Akçakıl bizden önce gelmişlerdi. Onlarla tanışırken Kamil Kuru, Mustafa Can, Ali Kasım Aksoy da geldiler. Böylece küçük keşif ekibimiz şöförümüz Hüseyin Toklu’nun da gelmesiyle tamamlanmış oldu.
Saat 08:00 gibi Adapazarından Alifuatpaşa istikametine doğru yola çıktık. Araçta tanışma faslı devam etti. Kamil Kuru, Mustafa Can ve Atilla Atasoyla tanışınca kendi kendime bu kadar deneyim ve yürüyüş performansına sahip ekibin içinde kendi adımıza parkurda zorlanacağımızı düşünmeye başladım. Birde kısa süre önce Atilla Atasoy’un Bir günde 5 İl Bisiklet Turu, 260 km mesafeyi geçişini dinlerken tamam dedim Sinan sen yandın. Daha üçüncü yürüyüş etkinliğinde sert bir parkura çaptın. Çünkü bu arkadaşlar için senin gezdiğin güzergahlar, onlara arka bahçelerinde yürüyüşe çıkmak gibi gelir. Artık yola çıkmıştık bu noktadan sonra geri dönüş yok.
Alifuatpaşa’ya vardığımızda caminin karşısındaki kahvede çay ve kahvaltı faslı başladı. Mustafa Can yapıcağımız parkur hakkında bize bilgiler vermeye başladı. Yürüyüşün Cumartesi günü olması nedeniyle katılımın az olduğunu aslında böyle olmasının daha iyi olacağını çünkü bu yürüyüşün bir keşif gezisi niteliğini taşıdığından bundan sonkari aynı parkur üzerindeki geziler için bir yol çizme ve araştırma amacını içinde barındırdığından bahsedildi. Caminin karşısındaki marketten yaptığımız öğlen yemeği için alış verişimizide tamamlayınca yola çıkma zamanımız gelmişti.
Yaptığım gezilerde özellikle birşeye dikkat etmeye çalışıyorum. Alış verişlerimi eğer imkan varsa gezi yaptığım yerlerdeki dükkanlardan yapmaya çalışıyorum. Bu durum onların buna ihtiyacı olduğundan değil daha çok o bölgede gezerken yaşadığım mutluluğun bir geri ödemesi olarak düşünüyorum. Bilmiyorum, sizinde boyle küçük takıntılarınız varmı?
Yola devam. Yolumuz minibüsle Alifuatpaşa alt geçidinden geçerek Melekşesolak köyü yönünde içeri girerek yükselerek devam etti. Yükselirken Melekşesolak köyüne gelmeden sağ tarafınızdaki karşı tepede eski bir kilise kalıntısı var. Kaçırmayın. Beklemediğiniz bir anda bu topraklarda bizden önce yaşamış birçok kültürün izlerini görmek sizi şaşırtabilir. Kendi aracıyla gelecek yürüşüşçülerin Alifuatpaşa – Pamukova yönünde duble yol yapımı nedeniyle dikkat etmesi gerekli. Hemen hergün yol çalışması var yol bağlantıları sürekli değişmekte. Aracımız Melekşeoruç köyünden geçerek Kırca yaylasına ulaştı. Ormanda kesim yapıldığından yeni yollar açılmış. Yer yer araç yolunda bozulmalar olmuş bu nedenle aracınızla giderken dikkatli olun. Buna rağmen yolda pek çok araçla karşılaştık. Hatta Hüseyin Toklunun tanınan meşhur bir şöför olduğunu bu dağ yolunda bile şahit olduk. Ormanda kesim yapan ormancıların kamp yerleri sizin doğru yolda olduğunuzun göstergesi. Kaymakam Suyu bölgesinden geçerek aşağıya dogru Akçay deresi havzasına doğru inişimiz başladı. Üç yol ağızına geldiğinizde küçük bir köprüden geçtik. Köprünün olduğu yerde minübüsten indik. Yürüyüşe başlayacağımız noktaya gelmiştik. Bu noktada da orman kesimi yapılmakta. Yollarda kesilerek dizilmiş ağaçları görebilrsiniz. Alifuatpaşa’dan bu noktaya yaklaşık 15 km bir yol geldik. Alifuatpaşa’dan 200 metreyle başladığımız araç yolu 1000 metreye yükselip daha sonra 900 metrede minibüsten indiğimiz yüksekliğe ulaştı.
1. Bölüm Kaymakam Suyu Mağrası
Yürüyüş için gerekli giyim kuşamdan malzemelerin son kontrolünden sonra, adet üzere SDT halkası oluşturarak birkez daha birbirimizi tanıştık. İyi bir yürüyüş temennileriyle birlikte 1000 metredeki Kaymakam Suyu Mağrasına doğru yürüyüşümüzün birinci bölümüne başladık.
Köprünün olduğu noktadan kuzey yönüne doğru bir yol ormana doğru giriyor. Kaçırmanıza imkan yok. Mağra yolu bu yol, yanında küçük bir derecik akmakta. Daha sonra yol bitiyor ve sağa doğru bir patika başlıyor. Patitakadan önce bir tellerle cevrilmiş bir küçük bir su toplama yapısı var. Patika zaten çok belirgin orman içinden yükselerek sizi mağranın önüne kadar götürüyor. Kısa bir yürüyüşten sonra mağraya yaklaştığınızı sırttan aşşağıya doğru dökülmüş taşlardan anlıyorsunuz. Sırttan mağranın girişi gözükmüyor. Mağranın girişinin 5 metre önünde yıkılmış büyük bir ağaç var. Ağacın üzerinden geçtiğinizde mağranın girişi sizi bekliyor. Zaten Mustafa Can’ın fotoğraflarını incelerseniz bunlar sizin için iyi birer referans noktaları olurlar.
Çantaları mağra girişinin dışında bıraktık. Eğer sizde mağrayı ziyaret etmek istiyorsanız sizde çantalarınızı girişte bırakın. Çünkü mağranın birçok yerinde eğilerek ve tutunarak yürümeniz gerekecek. Başta mağranın girişi dar ama daha sonra ayakta yürüyerek geçmemize imkan tanıdı. Benim gibi guruptaki bazı arkadaşların ilk mağra gezisiydi bizim için heycanlı bir deneyim oldu diyebilirim. Mağanın ilk başta bu kadar içerilere doğru ilerleyeceğini tahmin etmemiştik. Mağranın tabanında ve oluşan göletlerde Ağustos ayı itibariyle yeterli miktarda su var. Yağmur mevsimlerinde ve yağmurlu havalarda mağrayı ziyaret ederken dikkatli olun. Mustafa Can’ın fotoğraflardan gördüğünüz gibi Kamil ve Selim fedakarlık göstererek sizin için konu mankenliği yaptılar. Göletlerdeki sular yer yer bel hizasında. Mağraya daha önce gelenler geçisi kolaylaştırmak için ağaçlardan geçiş basamakları yapmışlar. Bazı arkadaşlar bunları kullanarak geçişlerini yaptı Kamil, Selim, Atilla gibi ıslanmaktan kormuyorsanız zaten yeterince soğuk olan mağranın içinde buz gibi suya girerekte geçişlerinizi yapabilirsiniz. Bir süre daha eğilerek tutunarak yürüdükten sonra mağranın genişçe olan bir açıklığına ulaşıyorsunuz. Biz daha fazla ilerlemedik. Mağrada oluşan ceyrandan anladığımız kadar mağranın bir başka hava girişi daha olabilir. Mağra içindeki kaya oluşumları ve suyun kayalara yaptığı aşınmalar dikkat çekici. Mağra yapısı aslında geniş bu nedenle çok fazla bizi sıkmadı ama fobisi olanlar genede dikkatli olsunlar. Bu odacıkta fotoğraf çekip biraz dinlendikten sonra mağra içinde geldiğimiz yoldan geri döndük. Bizi dışarıda bekleyen Ali Kasım Aksoy’la buluşarak yürüyüşe başladığımız köprü başına doğru geldiğimiz yoldan yürümeye başladık. Böylece yürüyüşümüzün birinci bolümünü bitirmiş olduk.
M.İ.K.Y. (Malzeme ile ilgili kişişel yorum): Mağra gezisi yapacaksanız yanınınızda mutlaka fener bulundurun, hatta kafa lambası şeklinde olursa elleriniz tutunmak ve sürünmek için size gerekecek. Eğer kaskınız var ise onuda alın veya çok dikkat edin bunu en iyi Mustafa Can size analatacaktır
2. Bölüm Akçay Deresi Yürüyüşü
Köprübaşına geldiğimizde. Selim ve Atilla çantalarından hepimizi şaşırtan büyük süprizlerini çıkardılar. Kara lastikler. Zaten fotoğraflardanda görmüşünüzdür. Dere içi yürüyüşü için farklı bir taktikleri vardı. Genelde tüm doğa yürüşü için önerilen uzun boyunlu sağlam tabanlı yürüyüş ayakkabılarına karşı farklı bir alternatifti kara lastikler. Yürüyüşe katılan ekipte herkes farklı bir ayakkabı seçmişti. Ben, Murat, Mustafa Can da kısa günlük spor ayakkabılar, Kamil Kuru da uzun boyunlu yürüyüş ayakabıları, Ali Kasım Aksoy da sandaletler vardı. Hepimizde yürüyüşümüzü sorunsuz olarak tamamlayabildik.
Yürüyüşler için doğru malzeme aslında çok önemli bu sizin daha konforlu ve sağlıklı bir yürüyüş yapmanıza yardımcı oluyorlar. Ama her halde en gerekli olan doğada yürüme isteği. Fotoğraflardanda göreceğiniz gibi hepimizde farklı giyim ve ayakkabı tercihlerimiz oldu. Ama gurup halinde yürüyüş yapmanın mutlluluğu ortak paydamızdı.
Köprü başından Akçay deresini sağınıza alarak İkramiye yönünde yürüyüşümüze yoldan devam ederek başladık. Yol uzunca bir süre dereyle paralel olarak devam ediyor. Yol çakıllı toprak araba yolu yürümek için ideal. Ama farklı alternatiflerde var. Kamil Kuru gibi dere içinden de yolu takip edebilirsiniz. Bu arada ben normal yoldan yürürken Kamil Kuru’nun dere içinde benimle aynı hızda yürüyor olmasına şaşırmadım desem yalan olur. Bir başka alternatifde derenin sağından devam eden eski patika. Diğer düz yoldan daha güzel ve manzaralı olduğu kesin. Hemde yumuşacık çünkü düşen yapraklar patikanın üzerini kaplamış ve bir halının üzerinde yürüyormuşunuz hissi veriyor. Aslında patika Mustafa Can’ın söylediği gibi eski bir su yolu. Eskiden ikramiye yönünde büyük değirmenler varmış bu değirmenlere su götürmek için açılmış bir arkın içinde yürüyorsunuz. Bunu hemen hissediyorsunuz zaten. Patikanın bazı yerlerinde geçiş zor eğer düz yola çıkmak istemiyorsanız benim yaptığım gibi sizde dereden devam edin. Sağınızda patika size göz kırptığında tekrar patikaya girmek isteyebilirsiniz. Diğer arkadaşların tercihleri ise dere içi oldu. Derenin bu kısmı yürümek için ideal çünkü çok fazla büyük kaya oluşumları yok solunuzdaki ana yolla arasında çok az bir yükseklik farkı var bu sayede istediğiniz zaman ana yola çıkmanıza imkan tanıyor. Bir süre daha patika, dere içi, anayol alternatiflerini kullanarak ilerlemeye devam ettik.
Ana yoldan gidiyorsanız sağınızda dereye yakın bir noktada güzel bir piknik ve dinlenme alanı var. Dere içinden gidiyorsanız 1-2 metre yukarıda kalıyor ama derenin üzerinde piknik alanına doğru mavi bir su borusu geçirmişler onu görebilirsiniz. Öğlen yemek molamızı bu noktada vermeye karar verdik. Bizimle birlikte piknik yapan Alifuatpaşalı iki ailede piknik alanındaydı. Onlara selam verip boş masalardan birine yerleştik. Piknik alanında su var ve ateş yakmanız için yerler mevcut. Biraz eski ve kırılmış olsalarda iki adet betondan piknik masassı mevcut. Bu piknik alanını piknik yaparken tanıştığımız Alifuatpaşalı aile yapmış. İlk önce ağaçtan masalar yapmışlar ama ne yazıkki masaları buraya gelen piknikçiler yakmışlar. Herkesin kullanımına açık eşyalardan ne isterki şu insanlar! Daha sonra oturduğumuz beton masaları yapmışlar ama onlarda doğaya yenik düşmüş devrilen ağaçların altında kalmışlar. Acıkan midelerimizin sesleri okadar yüksek çıkmış olmalı ki piknik komşularımız bizlerle yemeklerin paylaşmaktan çekinmediler. Yediğimiz çağ kebapları ve közlenmiş mısırlar için onlara teşekkür ederiz. Sofralarının bereketi daim olsun. Ama biz 7 kişiyi bunlarda kesmeyecekti ve çantalarımızdan çıkardığımız sucuklar yanan ateşin üzerinde yerini almışlardı hemen. Herhalde çağ kebabı, sucuk mangal, ve közlenmiş mısırları yerken bundan alası ne olabilir diyorsanız bence gezinin sonunu bekleyin derim. Asıl süpriz şöförümüz Hüseyin Toklu’dan geldi. Bu piknik alanında bir süre dinlenip gideceğimiz yol üzerinde piknik komşularımızdan bilgi aldıktan sonra yola devam ettik.
Gezilerde yerel halkla konuşma fırsatı yakalarsanız ve size ilgili davranırlarsa bu fırsatı değerlendirin. Pişman olmazsınız. Bize yolumuzun üzerinde küçük bir şelale olduğunu soylediler. GPS te gözükmüyor. Şelale Akçay deresi içinde değil. Dereye bağlanan ufak bir kolun içinde. Piknik alanından yolu takip ettiğinizde karşınıza bir maden çıkacak. Yolun kenarında madenden çıkartılmış cevherleri görebilirisiniz. Yola devam ettiğinizde sağınızda madencilerin kaldığı tekerlekli baraka var. Barakayı geçtikten 100-200 metre sonra solunuzda dağa doğru giren bir ara var. Bu aradan bulunduğunuz yola doğru küçük bir su akıntısı var yolun altındaki borudan geçip Akçay deresine bağlanıyor. Biz bu araya, yolun solundaki araya inip bir süre devam ettik. Mustafa Can’ın fotoğraflarındanda gördüğünüz gibi mütavazi küçük bir çağlayan. İlk önce bizi sesiyle karşıladı. Küçük bir havuzu var içinde yüzemezsiniz ama yüksekten dökülen soğuk suyun altında Kamil, Selim ve Atilla gibi duş alabilirsiniz. Burada bir süre fotoğraf ve dinlenme molası verdikten sonra bizi bekleyen uzun bir dere içi yürüyüşüne başlamak için ana yola tekrar geri döndük. Ana yola çıktığımızda çağlayandan gelen su yolunu takip ederek Akçay deresine geçiş yaptık. Yürüyüşümüzün dere içi kısmı tam anlamıyla bu noktadan başladı diyebilirim. Bu noktadan sonra büyük kaya oluşumları ve göletler mevcut dere içinde, derenin sağında patikayı yer yer görebilirsiniz. Artık ana yoldan tamamen bağlantıyı kopardık ve derenin içinde ilerlemeye devam ettik.
Küçük gurubumuz dere içi yürüyüşünde iki kısma ayrıldı. Yorulan arkadaşlar geriden gelirken onlara Mustafa Can liderlik etti, öndeki guruba Kamil Kuru liderlik etti. Bu sayede iki deneyimli yürüyüşçü gurupta bütünlüğü sağlamış oldu. Belli noktalarda yürüyüş gurubumuz mola verdi. Bu molalarda dinlendik ve bolca yüzdük. Yüzmek için dere içinde birçok gölet var bunların bazılarının derinliği insan boyunu geçiyor.
Dere içi yürüyüşlerde, dikkat ettiğim bazı noktalar var. Yürüyüş gurubumuzdaki önünümdeki arkadaşla aramda biraz mesafe bırakıyorum. Bu sayede geçiş sırasında bulanan su temizlenmiş oluyor, ayaklarımı basacağım taşları daha kolay görüyorum. Bazen önünümdeki arkadaşın geçtiği yerlerden ben geçemiyorum, eğer çok yakın takip ediyorsam onun gittiği yoldan gitmek gibi bir hataya düşüyorum. Birde onun hızına uymak beni daha fazla yoruyor ve dikkatimi dağıtıyor. Onun için dere içi yürüyüşünde kendi ritmimi yakalamak bana daha güvenli geliyor. Eğer elimde yürüyüş batonu veya bulduğum bir sopa var ise bu yürüşümü daha kolaylaştırıyor.
Eğer yürüyüşünüzü haftasonunna denk gelen bir zamanda yapıyorsanız, ıssız derenin içinde karşınıza birdenbire balıkçılar çıkabilir. Derede balık var. Tabi sizde balıkçılardan bizim gibi azar işite bilirsiniz. Suyu bulandırdığımız için artık balık tutmaya bir süre ara vermek zorunda kalacaklarını söylediler.
Dere yatağında bir süre daha ilerledikten sonra dereyi kesen bir yolla karşılaştık. Yol dere içine giriyor ve derenin sağından yukarıdaki dağa kıvrılarak yükseliyor. Bu noktada dere içinden gidişimize Kamil Kurunun önderliğinde alternatif bir patika bulduk. Derenin yolla keşistiği noktada sağa doğru kıvrılan ana yolun tam aksi yönünde orman içine giren bir patika var. Patika derenin sağından devam ediyor. Orman içinde bir süre patikada ilerledikten sonra patika dere kenarında yüksek otlarla çevrili küçük bir açıklığa çıkıyor. Açıklıktan ilerleyince tekrar orman içinde patikayı takip ederek dereye ulaşıyorsunuz. Derenin sağından takip eden patika bazı noktalarda derenin soluna geçiyor. Patika ve dere geçişleriyle devam ettiğimiz yolumuz GPS’in ikramiye yaklaştığımızı haber vermesiyle yürüyüşümüzün sonuna yaklaştığını anladık. Bu noktada derenin sağında dikkatli gözlerden kaçmayan bir kaç metre yükseklikte bir yol olduğunun farkına vardık. Bu yola çıktığımızda yol yağan yağışlardan ve kayan topraktan dolayı hayli bozulmuş ama yürüyüş için çok fazla bir problem çıkarmadı. Yol bir süre yükseldikten sonra küçük bir açıklığa ulaşıyor ve yükselerek devam ediyor. Bu noktadan İkramiye köyünün cami minaresini gördüğümüzde köye hayli yaklaştığımızı anladık. Açıklıkta ıslak giysilerimizi ve şortlarımızı değiştirdikten sonra Mustafa Can’ın ikram ettiği kuru kayısıları yiyerek, köy kahvesinde içeceğimiz çayları konuşarak yola devam ettik. Ama şöförümüz Hüseyin Toklu’nun bize bir süprizi vardı. Köy yolunda ilerlerken yolda bizi bekleyen Hüseyin Toklu’yla karşılaştık.
3. Bölüm İkramiye Köyü Bence bu kısım kendine ait bir başlığı hak ediyor. Bununda mimarı Hüseyin Toklu.
Köy dağın sırtları boyunca kurulmuş evlerden oluşan küçük fakat manzarası çok güzel olan bir köy. Köyde küçük bir köy misafirhaneside mevcut. Bu misafirhanedende tahmin edebileceğiniz gibi çok sıcak kanlı ve misafirperver insanların yaşadığı bir köy.
Hüseyin Toklu’yu köy içinde takip ederek köydeki evlerden birine misafir oluyoruz. Bu evde Hüseyin Toklu’nun eşinin dayıları yaşıyor. Selamlaşarak bizim için hazırladıkları masanın başına geçiyoruz. Burnumuzda tüten çay kokusuna eşlik eden köy ekmeği peynir, zeytin ve bahçe dometeslerini görünce mükellef bir köy kahvaltısının başına oturduğumuzu anlıyoruz. Yediğimiz kahvaltınınmı yoksa Hüseyin Toklu’nun ailesiyle yaptığımız sohbetinmi daha tatlı olduğunu karar vermekte zorlanıyoruz. Hüseyin abinin izetti ikramdaki alçak gönüllüğü karşısında mahçup oluyoruz. Çünkü geldiğimiz misafirlikte bize pek yakışmasada eli boş gelmiştik. Mustafa Can’ın dediği gibi birdahaki sefere bu eksiğimizi kapatacağımızı düşünüyoruz. Batan güneşin yarattığı güzel manzaranın eşliğinde çaylarımızdan son yudumları alıp hatıra fotoğraflarımızı çektikten sonra ev sahiplerimizden izin istiyerek minübüse biniyoruz. Yolumuz İkramiye Köyünden ilerleyerek Arifiye istikametinde Adapazarına ulaşarak son buluyor.
Karşılıklı olarak yaptığımız vedalaşmalardan ve bir sornaki yürüyüş parkurlarında karşılaşma temmenilerimizden sonra yorulmuş ayaklarımızı son birkez daha zorlayarak evlerimizin yolunu tutuyoruz.
Akçay Deresi ve Mağara Keşif Gezisi tamda adına layık bir gezi olarak başladığını ve bittiğini düşünüyorum. Kendi adıma keşfettiğim şeylerin yeni yerler ve yeni deneyimler yanında benim için yeni başlayan SDT ‘yla tanışma şansının ileriki gezilerdede devam etmesni diliyorum.
Mustafa Can ve Kamil Kuru önderliğinde sorunsuz bir yürüyüş yapmış olmaktan dolayı hem liderlere hemde katılımcılara teşekkür ederim.
Sinan Saraç
Gezi Katılımcıları 1. Kamil KURU 2. Ali Kasım AKSOY 3. Mustafa CAN 4. Atilla ATASOY 5. Selim AKÇAKIL 6. Sinan SARAÇ 7. Murat ÇAVUŞOĞLU