Yarışma sonuçlarını buradan ayrıntılı olarak görebilirsiniz. |








| KAYSERİ GÜNLÜĞÜ |
|
|
|
| Yazar Başar | |||||||||
| Cuma, 20 Haziran 2008 06:35 | |||||||||
|
KAYSERİ GÜNLÜĞÜ
1.Gün : Saat sabahın 05:45 anını göstermekte Armağan´la Kayseri Şehirlerarası Terminali´nden merkeze giden servis aracının içindeyiz… daha yeni yeni kendimize gelirken kaptanın meydana geldik demesiyle kendimizi 35 litrelik sırt çantalarımız ve elimizde birer poşetle kaldırımda buluyoruz. Nerede olduğumuzu tam olarak çözmek için düşününce Kayseri´ye 3 yıldır gelmediğimin ve 3 yıl içinde sadece kale surlarının değişmediğini görüyor ve ürperiyorum. Armağan´a belli etmeden nerede olduğumuzu anlamak için Hilton Otelini bulmamız gerektiğini söylerken aradığım otelin arkasındaki caddede olduğumuzu anlıyor ve çaktırmamaya çalışıyorum. J derken kendimizi surların içinde buluyoruz. Tek isteğimiz bişeyler yiyebilmek. Belki pohaça, belki çorba. Derken 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından bir simitçi kafeteryasına çöküyor ve atıştırmaya başlıyoruz. Harun abinin gelmesine yarım saat kaldığını biliyoruz sadece. Ardından Harun abiyle buluşma noktası olan cami önünde meydanı ve bir şehrin uyanışını gözlemliyoruz. Harun abinin gelmesinin ardından bir bir Isparta grubu ve Antalya´da meydana geliyor. Saat 9:30 gibi şuursuzca pastırmalı sucuk+yumurta+çay menüsünü tatmanın hazzına ulaşıyoruz. Şuursuzca diyorum zira içliklerden, montlara kadar heryere pastırmanın kokusu faaliyet boyunca damıtılmış olarak siniyor… Ardından gıda alışverişini de yapıp Develi minibüs duraklarına yürüyoruz. Hemen hemen boş olan araç bizim binmemizle tam dolu halde beklemeksizin hareket ediyor. Oteller bölgesinde biraz dalgınlıkla karışık yorgunluğun pastırmasıyla 150metre kadar ileride iniyoruz. Çantalarımızla insanların elbiselerini çizikler içinde bırakıp aracı terk ediyor ve Dağ evine, Veysel abinin yanına gidiyoruz. Bir yandan kayıt işlemlerini yapıp bir yandan da fazla malzemeleri boşaltıyor ve çantaları toparlıyoruz. Saat 14:00´ü gösterirken kamp yüküyle kayak hattı üzerinde sağda bulunan telesiyej direkleri boyunca dik kesmeler yaparak 2 buçuk saate yakın süren bir yürüyüşle plato girişine ulaşıyoruz. Yol boyunca bazıları çalışan telesiyej hattını niye kullanmadığımıza dair fikirler üretip konuşurken Harun abi konuyu zirvedeki karın durumuna yönlendirip ustalıkla yürüyüşü devam ettiriyor. Oysaki endişesi sporcuların dayanıklılıklarının artabilmesi için olmazsa olmazlardan olan sırtta yükle yürüyüşe alıştırmak. Platonun girişinde taşlardan duvarın kurulu olduğunu gören herkesi bir tebessüm sarıyor. 3 çadır kurulurken bende çanta boşlarından zemine yalıtım malzemesi yapıyor üstünede bivağımı sermek için vakit geçmesini kolluyorum. Hemen trangia ocakları çıkartılıyor. Menü belli. Ton balıklı makarna ve çorba. Ardından biraz kahve faslı gelecek… Yemek organizasyonu elbirliğiyle biterken ve birileri sürekli üşüyorum derken İlkyardım ve Dağ Hastalıkları dersinin 15 dakika sonra başlayacağının duyurulması tüm kampta biranda büyük bir mutluluk dalgası olarak kendini belli ediyor... J Hızla geçen zamanla saati 19:45 yapıyor ve başlıyoruz dağdaki ve hayattaki en önemli derslerden birine… konu mankeni olma mutluluğuna önceki gün Isparta´da yaptırdığı sakal traşıyla Batuhan erişiyor. Bir nevi nirvana hissine kapılmasının ardından dramatik sonun nasıl geleceğinden pek bir fikri olmadığını, toprak ananın bağrında yerçekimine karşı koymadan bana buğulu buğulu bakan gözlerinden okuyorum… Baş-boyun pozisyonu derken kapalı bilinç ve nabzın durduğu varsayımıyla son noktaya doğru giderken işin ciddiyetini ve boyutunu herkes anlıyor can kulağıyla dinliyor…Ardından dağ hastalıklarına değiniyor ve soru cevapla günü saatimiz 20:30´u gösterirken sonlandırıyoruz… Erciyes´in bizi yormadan ve ıslatmadan uyumamıza izin vermesine saygı duyarak günü sonlandırıyoruz… esasında sonlandırıyorlar… bense ‘bir abam var atarım, nerde olsa yatarım.’ kültürünü Erciyes´in şahane silüeti ve gökkubbedeki yıldızların karşı konulamaz cazibesine kapılarak uyguluyorum…. Bir iki çadırı paylaşma teklifine karşın beynim hızlı bir film şeridi hamlesiyle (flashback)(flashback´in konusu: Armağan´ın Dikmen´de yaşadıklar.) duymazdan gelmemi sağlıyor. Rüzgar artık kendini epeyce hissettirmeye ve hıncını yazlık (Weekend) çadırların tek katman olan tentesinden almaya çalışıyor… Başucumda dizilmiş taşlar sayesinde rüzgarın sadece sesini duymakla yetiniyor ve yıldızların yavaş yavaş çoğalmasını izliyorum… çadırlardan gelen sesler yavaş yavaş azalıyor ve rüyalar aleminde rüyaya dalıyorum. Ben uyurken: Batuhan çadırdan mide bulantısıyla apar topar çıkıyor. Uzun süre çimlerin üstünde debelenip midesinde pastırmayla etkileşime giren her şeyi doğaya geri salıyor… uykuyu gece boyunca kendinden uzak sayıyor.
2.Gün: Pazar keyfi yapmak için saat 01:00´de uyanıyoruz… tulumdan çıkmam çok kolay oluyor. Hemen bivak ve tulumu toplayıp kılıfına sokuşturuyorum. İzolasyon için kullandığım çantaları çadırların önüne koyduktan sonra kampımı toplamış oluyorum. Bir bir çadırlar boşalmaya başlıyor. Hızlı bir kahvaltı faslı ve kahve yapıp kendime geliyorum. Zirve yolunda ve zirvede yiyeceğim ekmekleri hazırlayıp çantamı kapatıyorum. Su kaynatmak için 2 trangia ocakta mum alevi gibi yanıyor… gökyüzü berrak ve kalabalık… ayın görünen yarısı zirvenin arkasına doğru atıyor kendini yavaş yavaş… diğer yarısı kimbilir hangi gecenin koynunda gizli…su kaynatma faslının uzun sürmesiyle saat 02:20´yi buluyor. Artık tozluklarımızı ayaklarımıza geçirmiş durumdayız… yürüyüş başlıyor. 8 kişilik grupta en öndeki kafa fenerinin ışığına yıldızlar eşlik ediyor. Zaman zaman rüzgar bize şarkı söylüyor, kimi zaman ovadaki ışıkların pırıltısı gözümüze takılıyor… derken ilk kez karı eziyor ve sırtın girişinde 20 metre kadar yükseliyoruz… Saat 03:00 suları, durum değerlendirmesi için Harun abi mola veriyor ve herkese durumunu soruyor. Batuhan´ın midesi hala kötü durumda. Selin ve Fatoş ise yorgunluklarını atamadıklarını, başlarının ağrıdığını söylüyorlar… Sıcak sularını diğer ekip üyelerine aktarıp kampa dönüş kararı alınıyor. Batuhan, Selin ve Fatoş kamp alanına doğru yavaş yavaş süzülürken sırtta rüzgarın artacağı düşüncesiyle üstümüze birer katman giysi giyiyoruz. Tırmanış başlıyor. Sırtta yükseldikçe rüzgar kademe kademe artmaya başlıyor. Saat 4:30 sularında sırtın son 30 metrelik çıkışındaki karın plastiklerle çiğnenmediğini anlıyor ve krampon takma kararı alıyoruz. Fakat bende krampon yok… ben biraz alçalarak kar kütlesini alttan dolaşıyor ve çarşak zeminde çıkış yaparak kramponla geçiş yapan 4 arkadaşımı yakalıyorum. Bundan sonrasından yavaş yavaş irtifa kazanmaya başlıyoruz. 3200mt. civarındayız… Şeytan´ın altında bir iki kafa feneri görüyoruz. Bu arada artık kafa fenerlerini sırtta kapamanında vakti gelmiş oluyor. Saat 04:30 suları ve ortalık aydınlanmış halde. Yolumuz uzun olduğundan tırmanışa devam ediyoruz ve saati 06:00 ediyoruz. 3350 metredeyiz ve Hörgüç her bir adımda bize daha da yakın oluyor. Sırttaki karda yer yer krampon kullanıyor yer yer plastiklerle devam ediliyor. Derken Harun ağabeyle ilerdeki sırtta karın sertliğini konuşuyoruz. Uç noktaya kadar gidip öyle karar vermek istiyorum. En son 3450metrelik kayaya geldiğimizde bundan sonraki sırt hattında kramponsuz gitmenin imkansız olduğunu görüyor ve tırmanışımı sonlandırmak zorunda kalıyorum. Saat 07:00yi gösteriyor ve Şerafettin´e Zirve Defteri´ne yazması için bir cümle söylüyorum. Harun ağabeyyle kampa indikten sonra onları Hörgüç´ü geçer halde görürsem kampı toplayıp dağ evine ineceğimizi ve sıcak suyu taşların arasına gizleyeceğimizi söylüyor ve anlaşıyorum.o dakikadan sonra bir aksiliğe karşı telefonumu açık tutmaya başlıyorum. ekibe biraz su takviyesi yaptıktan sonra ayrı istikametlere doğru yöneliyoruz. Tam bu sırada Batuhan bizi kamp bölgesinden izlemeye devam ediyor. Benim dönüşe geçtiğimi(kampa doğru J ) görüyor ve ekibi göremeyince bir problem olduğunu düşünmeye başlıyor. Saat 08:00 olurken sırttan inişin tam ortasında mola veriyorum ve 10 dakika manzaranın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Ekiple beraber zirveye doğru biraz daha yaklaşmak varken Oteller bölgesini ve çevreyi izlemeye koyuluyorum. Kampa çıkarken 1.Telesiyej noktasında buluşup bilgi aldığım Adem´in sözleri geliyor aklıma gülüyorum. Moruk sen rahat ol. Krampon falan gerekmez. Ayağındaki botlarla zirve yaparsın. Ben bunun acısını çıkarırım senden diye geçiriyorum aklımdan. Daha öncede zirve yolunda kış şartlarında 2 kez döndüğüm aklıma geliyor. Bu seferde nasip değilmiş diyorum. Etrafı izlerken çobanı ve sürüsünü görüyorum, altından dolanmayı düşünüyorum. İnişe devam ediyorum ve kampa 15 dakikalık mesafede olduğum kanaatindeyken çoban köpeğinin bana bağırarak yanaştığını görüyorum. Çobana ıslık çalıp köpeği çekmesini söylüyorum fakat oralı bile olmuyor. Kontrollü olarak kampa doğru yolumu biraz sürüden uzak tutarak gitmeye devam ederken köpekte beni dişlerini göstererek 7-8 metre mesafeden takip ediyor. O esnada bastığım taşlardan birisi dönüyor ve küfürle karışık yerden havalanıyorum. Sağ baldırımın üstüne tam taşı ortalayarak yerçekiminin katlanılmaz acısını yaşıyorum. O anda köpek bağırmasını kesiyor. Gördüğüm tek şey havadaki bulutlar oluyor. 5 dakika yatar halde kalıp yavaşça doğruluyorum. Sağ ayağımda inanılmaz bir acı var. Üstüne yüklenemiyorum. Saat 08:40 oluyor. Yavaş yavaş aksayarak kampa ulaşıyorum. Kampın karşısında görünür olmamla beraber Batuhan bana doğru koşturuyor. bir şeymi oldu diye bağırmaya başlıyor. Durumu anlatıp matın üstüne seriliyorum. Batuhan bana çorba yapıyor. İçtikten sonra bizimkilerin Hörgüç´ün yakınında olduğunu söylüyor. Bir saat kadar uyumam gerektiğinden çadıra giriyor ve saat 11:00´de gözlerimi açmak üzere uykuya dalıyorum. Kalktığımda Batuhan hala su kaynatmaya devam ediyor. Selin ve Fatoş´uda uyandırıp kampı topluyoruz. Çantalarımıza 2şer çadır ve mat bağlıyor tüm kampı yükleniyoruz. Saat 12 sularında inişe geçiyoruz. Artık hava bulutlu ve güneş ara ara kendini göstermekte. Yağmura kalmak istemiyoruz. Taşların arasında gizlediğimiz suları ve çikolatayı zirve ekibinin dönüşte yiyeceği umuduyla son bir kez zirveye bakıyoruz. Telesiyej noktasının yanından geçerken Selin ve Fatoş´un aklının yürümekte olmadığını anlıyoruz. Fakat görevli olmadığı için binemiyorlar. 1.telesiyej noktasına kadar iniyoruz. O esnada Harun abi arıyor. Armağan´ın durumunun hiç iyi olmadığını, erzak ve suya ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Şeytan´dan yeni indiklerini belirtiyor. O andan sonra Batuhan ve ben durmadan hızlı adımlarla dağ evine yönelirken Selin ve Fatoş 1.telesiyej noktasından itibaren yürümeme kararı alıyorlar. Onlardan daha hızlı bir şekilde dağ evine ulaşıyoruz. Batuhan hemen bir erzak çantası hazırlıyor ve içine suları koyuyor. İnişte telesiyejden hızlı olmamıza karşın çıkışta bunun mümkün olmamasından dolayı telesiyeje doğru yönelirken telefonum bir kez daha çalıyor. Arayan Harun abi. Armağan´ın kendine geldiğini ve gelmemize gerek kalmadığını söylüyor. Kamp alanına doğru yürüyüşe geçtiklerini belirtiyor. O an itibariyle Batuhan´la rahat bir nefes alıyoruz. Artık dağ evine girme vakti… üst baş değişiminden sonra çantalarımızı hazırlıyoruz. Ardından Batuhan askeriyeden 8 kişilik tavuk şiş yaptırmaya gidiyor. Biraz Veysel abiyle konuşuyoruz. Manzaraya karşı dağevinin büyük camekanında çaylarımızı yudumluyoruz.gözümüz telesiyejde. Bu arada yağmur kendini Erciyes´in dört bir yanına bırakmaya başlıyor. Zirve ekibinin sırılsıklam olmamasına imkan yok. Derken tavuk şişleri mideye indiriyoruz. Ardından telesiyeje gidip gelen ekibi karşılıyoruz. Armağan sırıtıyor. 20 dakikalık kayıp zamandan sözediyor. Ne oldu, nasıl oldu derken saat 17:00 oluyor. O arada Sabancı Üniversitesinden olan ve Şeytan rotasından zirve yapan iki kişide dağevine geliyor. Jandarmaya bilgi verdikten sonra Develi´den boş minibüs istiyoruz. Çantalarımızı kapatıp beklemeye koyuluyoruz.
Şehre inmeden Adem´i arıyorum. Kalacak yer bilgisi için. Bizi karşılayacağını söylüyor. Bizi yarım saat sonra duraktan alıp Talas´a götürüyor. Çantalarımızı Selçuk´un (Kayseri´deki Selçuk bizim Selçuk´un Kaçkar Buzulu´nda düşüş yaptığı anda buzulun en altında emniyet noktası kurmakla uğraşan dağcı arkadaşımız.)evine bırakıyoruz ve biletleri ayırtıp lokantaya geçiyoruz. Çorbaları söyleyip ardından ne yiyeceğimize karar veriyoruz. Tam çorbalardan yudumlarken Batuhan Harun abiye omzundakini gösteriyor ve bu ne diye soruyor. Harun abiden kene yanıtını almasıyla Adem,ben ve Batuhan yağmurun altında Erciyes Ünv. Tıp Fakültesi Acil Servisine atıyoruz. Doktor gerekli müdahaleyi yapıp kan testi için birbuçuk saat sonra gelmemizi istiyor. O arada Adem´in odasına gidiyoruz. Vakit geçiriyoruz. Acilin önü karışık. Bıçaklananlar, hepatit vakaları, kalp krizi geçirenler… Harun abi, Batuhan, Fatoş ve Şerafettin o gece yola çıkacakları için vakit gittikçe daralıyor. Batuhan´ın kan testi sonucunda değerlerinin normal olduğu ortaya çıkıyor ve endişelenmemesi gerektiği doktor tarafından belirtiliyor. Batuhan´ı terminale yolcu ettikten sonra Adem´le yürüyerek Selçuk´un evine geliyoruz. Adem 15dk kadar oturup eve geçiyor ve ertesi gün buluşmak için randevulaşıyoruz.
3.Gün: Sabah 10 gibi kahvaltı yapıp evden çıkıyoruz. Armağan, Eren ve Selin Kayseri´yi gezmeye giderken ben Adem hocanın yanına geçiyorum. Ziyaret etmemiz gereken hocalarımız var. Öncelikle belediyedeki işlerini halletmek ve görüşmek için Mahmut GERS hocamızın yanına gidiyoruz. 1 saat kadar kendisiyle sohbet ediyoruz. Herkese selamlarını iletiyor. Ağustos´ta Ağrı´ya gitmeden önce muhakkak onu aramamızı söylüyor. Kendisi de o tarihlerde sürekli Ağrı dağı´na ekip götüreceği için bize bir şeyler ayarlayacağını söylüyor. Vedalaşıp ayrıldıktan sonra Süleyman Rıza YÜCESAN hocamızı arıyoruz. Kendisi çalışmakta olduğu için bizi akşam misafir etmek istiyor fakat 7de ayrılacağımızı belirtiyorum. Herkese selam söylüyor ve tekrar gelip onun misafiri olmamızı istiyor. Daha sonra diğer grupla buluşuyor ve şehir turu yapıp akşamleyin otobüsle evlerimize dönüş yapıyoruz…
Klup başkanı Harun Ölmez'e tüm kamp arkadaşlarıma, Adem HASGÜL´e , Selçuk Arkadaşımıza , Dağ Evi Personeline , Erciyes Jandarma Komutanlığı´na, Mahmut GERS ve Süleyman Rıza YÜCESAN hocamıza teşekkür ederim…
Temmuz ayında tekrar görüşene kadar karla kal Erciyes…
En zor zirve insandır.
ÖZCAN YÜKSEK
Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim… Sevgi ve saygılarımla.
Hazırlayan: Başar Zeki KIRNIK 505 4348307 Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."
|
|||||||||
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 21 Haziran 2008 21:31 ) |