Sakarya Dağcılar topluluğu

SDT kış temel teorık ders uygulamaları 03/04.01.2009 tarıhlerınde yapılacaktır.Egıtım kampına katılacak SDT sporcularının bu egıtımlere katılması gereklıdır.Dersler 10.30'da besyo kapalı spor salonu sdt odasında verılecektır.Katılmak ısteyen butun sporculara duyurulur.

You are here: Ana Sayfa İZLENİMLER Anı Yazıları Bir Köpeğin Belirlediği Güzergah
  • narrow screen
  • wide screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • blue color
  • green color

Bir Köpeğin Belirlediği Güzergah PDF Yazdır e-Posta
Kenan HAZAR tarafından yazıldı   
Pazartesi, 16 Haziran 2008 15:33
Dağcılığa yeni  başlayan arkadaşım Savaş Işık’ı  birkaç kere Doğancay’a  götürmeme rağmen şelaleleri göstermek nasip olmamıştı.  Bir hafta sonu Doğancay’dan başlayan ve  hem şelaleleri göreceğimiz  hem de uzun bir yürüyüş yapabileceğimiz bir güzergah için erkenden buluştuk. Başlangıç Doğancay olmakla beraber bitiş için birkaç farklı seçenek vardı. Ya iki yıl önceki gibi Maksudiye- Kamışlı -Setçe yolunu veya Fındıksuyu’na giden iki yoldan birini seçebileceğimiz gibi daha önce hiç denemediğim Değirmendere geçişini de deneyebilirdik.  

Dere kenarındaki köy kahvesine geldiğimizde bir hafta önce yağan karın lodosla erimesi yüzünden derenin çıldırdığını gördük. Bu, şelaleleri görmek için en uygun zamanı yakaladığımızı  müjdelerken, yol seçeneklerini de azaltıyordu. Bu durumda dereden geçemiyeceğimizden  dolayı Fındıksuyu güzergahı iptal olmuştu.  

Soğuk havaya rağmen kahvenin bahçesinde kahvaltımızı yaparken bir yandan da  gayet bakımlı baksır cinsi bir  köpekle poğaçamızı  paylaşıyoruz. Biz yola koyulunca köpek de peşimizden gelmeye başladı. Ha şimdi döner ha az sonra derken köyün sonuna gelince baktık hala arkamızda. Geri dönüp “ tamam artık peşimizden gelme “ deyince köpek olduğu yerde kaldı, bir süre bizi izleyip geri döndü. Canım eğitimli köpeğin hali bir başka oluyor. Bir Fransız düşünür “iyi bir eğitim hayvandan insan yaratır, kötü bir eğitim ise insandan hayvan” demiş. Gel de adama hak verme. 
Sadece yazın kullanılan, kışın ise bir bekçi ile bir köpeğin beklediği villaların oraya yaklaşınca  köpeğin serbest olduğunu gördük. Köpek dediğimiz 70-80 kiloluk dev gibi bir kangal. Uludağ’da gezerken arkadaşlarımın uzaktan at sandığı cinsten yani. İster istemez tedirgin olduk. Köpek yaklaşıp çantalarımızı kokladı ve yemek kokusunu alınca arkamızdan gelmeye başladı. Köpek dev cüssesine rağmen uysal ama, peşimize takılırsa nasıl geri dönecek, onu geri getirsek planlarımız suya düşecek. Öbür köpeğe git deyince gitmişti ama, buna git demeye de cesaret edemiyoruz. Taş maş atsak kolumuzu kapar mı acaba, ya kaparsa? Bundan sonra tek kollu dağcı olarak isim yaparız herhalde.   

Az sonra karşıdan gelen ve korktuğu her halinden belli olan bir adama, “korkma bir şey yapmaz” dedik. Yalana bak, sanki kendi köpeğin, sanki sen korkmuyorsun.  Adam ben bunu tanıyorum bir şey yapmaz diyor ama arkamıza sığınmaktan da geri kalmıyor. Adamın bu tavrını görünce köpeğe karşı olan  “saygımız” bayağı bir arttı. Bu andan itibaren kendisine abi diye hitap etmeye başladık.   

 Belki ileride peşimizi bırakır diye boş bir umutla yola devam ettik. Bir ara asfalt yolu kısaltan bir patikaya girince köpek bal kovanlarının bulunduğu bir alanda oyalandı. Bunu fırsat bilip tüm antrenmansızlığımıza rağmen koşarak izimizi kaybettirmeye çalıştık. İyice uzaklaşınca tamam artık bizi bulamaz, peşimizi bırakır demeye kalmadan nefesini arkamızda duyduk.  
-Tabii  tekrar asfalta çıkıp bizi buldun az sonra asfalttan ayrılınca sen görürsün bakalım bizi bulabilecek misin? 
Maksudiye köyüne giden patikaya geldiğimizde  köpek biraz uzağımızda oyalanıyordu. Patikanın başlangıcını görmesin diye bekledik ve o biraz daha uzaklaşınca patikaya dalıp   başladık deli gibi koşmaya. Bu sefer kesin bizi bulamaz derken yine nefesi ensemizde duyduk. Bizimki şehirli uyanıklığı işte. Bir kangal koca sürüyü tek başına güdüyor, topluyor da, iki kişinin hakkından mı gelemeyecek.  Ya nasip! bakalım bu işin sonu ne olacak. 
- Gel bakalım gel, kaybolursan karışmayız ama ha. Yol boyunca tek tük de olsa varlığını sürdüren  kestane ve cevizleri topluyoruz. Bilhassa töngeller çok güzel olmuşlar. Ağızda eriyip gidiyor, dişe gerek kalmıyor. Patikanın son kısmı dere haline gelmiş. Biz de bahçelerin içinden geçerek odun kesmekte olan bir adamın avlusuna çıktık. Çıktık ama korkuyoruz, evin önündeki köpekle bizimki “artık ağabeyi benimsedik bizimki oldu” dalaşırsa sorun çıkacak. Ama nerde, bizimkini gören köpek esas duruşa geçiyor. Adamla ayak üstü sohbet ettik, durumumuzu ve gitmek istediğimiz yolları anlattık. Kamışlı ve Değirmendere için saatin geç olduğunu Fındıksuyu’na gitmek istersek dere üzerinde bir köprü inşaatının devam ettiğini, yayaların geçebildiğini söyledi. Ayrılırken de yolda yememiz için bir torba fındık verdi. Canım köylüm işte. 
Yola çıkmadan akşam karanlığına kalmayı göze almıştık ama tahmin ettiğimizden daha fazla yorulduğumuz için adamın nasihatlerini dinleyip yönü Fındıksuyu yoluna çevirdik. Biraz aşağıda başka bir köylü bizi esir aldı. Ayak üstü daha önce nerde çalıştığını, ne zaman emekli olduğunu, burayı ne kadar sevdiğini, şelaleleri tanıtmak için  kurduğu internet sitesini, buraya çay bahçesi yaptığını yani tüm hayat hikayesini anlattı. Bizde kıstas yaptık ona köpekle buraya kadar olan maceramızı anlattık. 
Kendimizi zorda olsa kurtarıp dereye inince dere üzerine çok çirkin (maalesef çok çok çirkin) bir köprü inşaatının yapıldığını gördük. Halbuki geçen sene izcilerle ve başka bir zaman Ayakizleri  grubuyla orada başka bir amaç için bulunan borulardan bir köprü yapıp dereyi geçmiştik. Artık onlar hoş bir anı olacaktı. Karşıda bulunan 2-3 tane eve geçmek için bu çirkinliğe değer miydi acaba? İlk geldiğim seneler buralardaki fındık bahçeleri terkedilmiş ve bakımsızdı. Fındık iki yıldır para edince her türlü yatırıma değer olmuştu.  
Köprünün toprak dolguları henüz yapılmadığından üzerine ağaç  merdivenle çıkılıyor ve iniliyordu. Derenin çok çılgın akması sebebiyle köpeğin dereden de geçmesi mümkün değildi. Bu da zoraki yol  arkadaşımızın peşimizden gelmesinin mümkün olmadığı anlamına geliyordu. Buna o kadar sevindik ki nerdeyse birbirimize sarılıp sevinç naraları eşliğinde kutlayacaktık. 
Köprüden geçip  biraz ilerleyene kadar köpek bizi izledi. Çaresiz bakışları bizi üzmedi desek yalan olur. Ama hayat da böyle değimli? Bizi sevdiklerimizden  ayıran nice köprüden geçerken, arkamıza bakıp üzülmüyor muyuz? 
Köpek geldiğimiz yöne doğru yürümeye başlayınca tamam vazgeçti diyorduk ki bir baktık dereden geçecek uygun bir yer arıyor. Uygun yeri bulunca hiç düşünmeden suya atladı suları yara yara karşıya geçmeye başladı. Bir an suya kapılacak diye kortum. Hemen az aşağıda toplam yüksekliği yüz metreyi bulan üç şelale vardı ve suya kapılırsa kurtulma şansı yoktu. Ama koca kangal suları yara yara karşıya geçip yanımıza geldi. Bu davranışından sonra , bir dosta sarılır gibi sarılıp onu cesaretinden dolayı kutladık, korkumuz saygıya dönüşmüştü. 
Artık başka şansımız kalmamıştı, en azından vefa borcumuz doğmuştu. Gezimizi, köpeği geri götürecek şekilde tekrar Doğancay’da tamamlayacaktık. Bunu fazlasıyla hak etmişti. Doğancay şelaleleri görüş acısı çok az olan bundan dolayı fazla fotoğrafı olmayan bir yerdir. Üç şelaleyi aynı anda gören bir nokta yoktur. Bunun için ancak helikopterden bakmanız gerekir. Görülmesi en zor olanı ise en büyüğü ve  tek görülebildiği yer tehlikeli bir kayanın ucu olan  birinci şelaledir.

 Her iki tarafta tehlikeli olduğundan çok dikkatli bir şekilde kayanın ucuna doğru yürümeye başladık. En uca geldiğimizde şelalenin gürültüsü kulaklarımızı patlatıyordu. Kayadan aşağıya bakan Savaş’ın rengini  değiştirecek ve hiçbir durumda peşimizden ayrılmayan köpeğin arkasına bakmadan kaçmasına yol açacak kadar dehşet bir manzaraydı.  

 Fotoğraf ve film çekiminden sonra geri dönüp biraz ileriden üçüncü şelalenin düştüğü yere giden patikaya girdik. Buradan da nasibimizi yeteri kadar alıp yemek yiyecek uygun bir yer aramaya başladık. Biraz ileride ki çoban kulübesine kendimizi attığımızda yorgunluktan bitmiş vaziyetteydik.

 Termostaki  sıcak suyla yaptığım, içine  biraz tereyağı ve birazda Trabzon peynirini attığım  hazır çorba  bizi kendimize getirdi. Ateş yakıp pişirdiğimiz sucuğu da  üçümüz paylaştık. Savaş’ın yeni aldığı kafa fenerini denemek için akşam olmasını bekledikten sonra tekrar yola koyulduk.

Villaların önüne geldiğimizde zoraki yol arkadaşımızdan ayrılma zamanı da gelmişti. Hayvan yine peşimizden gelmeye çalışınca “yeter len yeter “deyip bekçiye teslim ettik.  

Kahvehanedeki çay faslından sonra demiryolu köprüsünden geçip Karaçam’a doğru yürürken yıldızların muhteşem görüntüsünden gözümüzü alamıyorduk. 

Bir başka faaliyet de görüşmek üzere; doğayla kalın, doğal kalın.  

Kenan HAZAR

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

www.sakaryadagcilik.org 

Bu makaleyi tavsiye et...


Yorumlar
Ara RSS
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme: Perşembe, 27 Kasım 2008 14:37
 

Değerli üyemiz Kenan HAZAR Çarşamba, 07 Mayıs 2008 tarihinden beri bizimle beraber.

İletişim e-postası: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer Yazılarını Göster

İletişim

Tel:             0554 261 71 71
E-Posta:     sakaryadagcilik@gmail.com
Mail Grub:  sakaryadagcilartoplulugu@yahoogroups.com
Website:    www.sakaryadagcilik.org