Sakarya Dağcılar topluluğu

Arkadaslar Merhaba,
Sakarya Dagcilar Toplulugu'na hosgeldiniz. (SDT)
Universitemizin kafeteryasında acilan standimizi ziyaret ederek
ilk kaydinizi yaptirtmis ve sizlerle tanismistik.
Artik birbirimizi daha yakindan tanima ve egitimlerin duzenli baslama zamani geldi.
You are here: Ana Sayfa İZLENİMLER Anı Yazıları Aladağlar'da Beş Gün
  • narrow screen
  • wide screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • blue color
  • green color

Aladağlar'da Beş Gün PDF Yazdır e-Posta
Kenan HAZAR tarafından yazıldı   
Perşembe, 12 Haziran 2008 15:20

Yolculuk

Eşim Tülay, Dağcılık Federasyonun ileri kaya eğitimi için Niğde’nin Demirkazık köyündeydi.   Ben de hem dağcılık şenliğine katılmak, hem de  bir iki zirve denemesi için oraya gitmeye karar verdim. Aklımda öncelikle Büyükdemirkazık dağı vardı. Yıllardır orası hakkında duyduklarımın beni heyecanlandırıyor, bir an önce bu dağa tırmanmak istiyordum.

 Akşam onbirbuçuk  otobü süne bilet aldım. Şehre dışardan gelen otobüslerin yolcu aldığı benzin istasyonuna gittiğimde otobüsü erken gelmiş ve beni bekliyor olarak bulunca “çok güzel zamanında gideceğiz” diye sevindim. 

Fakat sevincim boşunaymış. Yola çıktıktan 10-15 dakika sonra otobüs otobanda yavaşlayıp durdu. Bir kız çocuğunun tuvaleti gelmiş meğerse. Fakat çocuk durulan yeri kendine uygun görmediği için tuvaletini yapmadı. Çok değil beş dakika sonra arabada yine konuşmalar başladı. Bu sefer başka bir erkek çocuk sıkışmış. Çocuk dediysem 13-14 yaşında biri. Muavin daha az evvel yola çıktık aklın neredeydi diye söylendiyse de annesinin çocuğu olduğu yere işetme tehdidi karşısında arabayı tekrar durdurmak zorunda kaldı. 

Şereflikoçhisar’daki molanın hemen beş dakika sonrası aynı çocuk yine tuvalet molası isteyince ben de patladım ama tehdit ciddi olunca yine çiş molası vermek zorunda kaldık.  

Şenliklere zamanında gidebilmek için sabah 7;30 da kalkan Çamardı arabasına yetişmem gerekiyordu fakat otobüs çok yavaş gidiyordu. Yetişme ihtimali azdı. Nitekim zamanında gideceğini düşündüğüm araç bu tür oyalanmalar sonucunda bir buçuk saat gecikmeyle Niğde otogarına girdi. 

1. Gün 

Saat 9;30 da kalkacak Çamardı minibüsünü beklerken bir grup dağcı geldi. Akdeniz Üniversitesi’ndenmişler. İçlerinden bir tanesi ben Bursa’danım deyince bir baktım dağcılığa ilk başladığım arkadaşlarımdan Evrim. Aküdak’lı çocuklarla Demirkazık köyünden Kapuzbaşı’na kadar sürecek bir geçiş yapmak için buraya gelmişler. 

Onların grup biraz daha bekleyeceği için İzmir’den gelen başka bir grupla minibüs tutarak köye doğru yola koyulduk. Bu grup Marla dağcılık başta olmak üzere İzmir’den birkaç derneğe mensup onbir kişiden oluşuyordu.  

Dağ evine vardığımızda şenlik başlamak üzereydi. Eşimi bulup şenliğe beraber katıldık. Dağcılık camiasından çok sayıda eski ve yeni dağcıyı buluşturan güzel bir organizasyondu. Tören bittikten sonra Çımbar vadisindeki eğitim alanına gittik. Çımbar vadisi görsel olarak çok güzel olup, kaya tırmanışı için binlerce güzergaha sahiptir. Çok kayalık olmasına rağmen kendine has bitki örtüsü de vardır. Köylü çocukları bizim çıkmayın oralara uyarılarımıza rağmen kaya tepelerine çıkıp adaçayı topluyorlardı.  

Her kayanın başında bir grup iniş çıkış çalışması, yaralı indirme tatbikatı yapıyordu. Manzara dağcılık adına güzeldi.

 

Vadi içine kısa bir gezi yaptım, dönüşte baktım Evrim’lerin grup. Kamp atmak için vadinin üst kesimlerine gidiyorlarmış. 

Dağ evindeki öğle yemeğinden sonra tekrar Çımbar vadisine girdim. Altı yedi yıl önce vadinin sağ kolundan geçip Küçükdemirkazık dağına gitmiştik. O zamandan beri sol kolunu da merak etmekteydim. Eğitmenler o kol da  Tekepınarı’na çıkar deyince kısa bir tur için yola çıktım.  

Çımbar’ın bu kolu yüksekliği yüzlerce metreye ulaşan dev kaya bloklarının arasından geçiyor.  Bu yüksekliğe rağmen genişlik yer yer bir iki metreye düşüyor. İnsanı ürperten  az rastlanacak müthiş bir manzara. Dağcılık yapmıyor bile olsanız bu manzaraları mutlaka görmelisiniz.  

Bir süre sonra yolu kesen kayaya rastladım, üstünden aşmak zor gözüküyordu. Biraz arayınca altından arkasına uzanan deliği buldum. Yolu kapatan tüm örümcek ağlarını da bozmak zorunda kalarak kayanın arkasına geçmeyi başardım.  

Bu noktadan sonra genişleyen vadide bir süre yürüdükten sonra  derede akan buz gibi suya ulaştım.

Aslında dağın her deresinde su var ama taşların altından aktığından ulaşmanız imkansız gibi. Ancak taş yığını olmayan yerlerde kendilerini gösteriyorlar. Yola çıktıktan iki buçuk saat sonra Tekepınarı’nndaydım. Baktım Evrim’ler her mevsim su bulabileceğiniz, bölgeye de ismini veren pınarın yanına kamp atmışlar.  

Biraz dinlendikten sonra hemen karşılarındaki geçiti aşıp Arpalık düzüne geçtim. Orada da Antalyalı başka bir ekiple karşılaştım. Minibüsle buraya kadar gelmiş kamp atmışlardı. Beşi kadın dokuz kişi olan ekibin amacı sabah Büyükdemirkazık’a gitmekti. Onlar sekiz, dokuz saate zirve yapıp döneceklerini söylese de ben oniki saatten önce dönemezsiniz dedim. Bu ekiple daha da uzun sürmesi kesin gibiydi ama şevklerini de kırmak istemedim.  

Traktör yolundan yürüyerek dağevine döndüm. Gezi dört buçuk saat sürmüştü.  

Akşam ilk dağcılarımızdan ve dağcılığın yayılmasında çok emeği bulunan Faruk hocanın anılarını dinledik. Türk dağcılığının nerelerden geldiğini, ne zorluklar yaşadığını o dönemde çekilmiş fotoğraflar eşliğinde anlattı. Arada Demirkazık’a yaptıkları çıkışı da anlattı. Aklımdan “o insanlar bu imkansızlıklar içinde çıktıktan sonra biz niye çıkamayalım” diye geçirdim.  

Aslında çıkış ve iniş çok zor değildi. Fakat büyük bir boşluk hissi olduğundan her türlü ihtimale karşı ip açıp emniyet almak gerekiyordu. Bir hafta önce gelen arkadaşlarım da ip açmışlardı ve bana da tavsiye etmişlerdi. Burada bulanan bir arkadaşımda ip olduğunu sanıyordum, getirmediğini duyunca hüsrana uğradım. Oraya ipsiz çıkmak ve inmek sorun olabilirdi, dağı bu yüzden gözümde büyütüyordum.   

2. Gün 

 

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı ettik. Bugünkü niyetim Çımbar vadisinin sağ kolundan başlayarak Tekepınarı, Dipsiz göl üzerinden  Apışkar vadisine ulaşmak ve oradan  tekrar  Arpalık düzünden geçerek dağ evine inmekti. Apışkar’dan Arpalık düzüne inen vadiye hiç girmemiştim, merak ediyordum. Kahvaltıda rastladığım Mustafa Kızıltaş hocadan tarif alarak yola çıktım. Gata grubu da Dipsiz göle gitmek için sabah erkenden yola çıkmış. Yolda onları yakalayabileceğimi düşünüyordum. 

Yiyecek olarak birer paket bisküvi, kek, kraker ve toz içecek alarak yola çıktım. Vadideki yol ayrımını az geçmiştim ki arkamdan birinin seslendiğini duydum. Biraz bekleyince beni yetişti. Hamza adlı bu arkadaşın amacı sadece kısa bir geziymiş ama beni görünce peşime takılmış bundan sonra da benimle gelmeyi düşünüyordu. Dağcı değilmiş, buraya başkanın davetlisi olarak gelmiş. Vadi içinde kısa bir gezi yapmayı planlamış ve gezisi kısa süreceği için yanına yiyecek bir şeyde almamıştı. Hızla bir durum muhakemesi yaptım ve kendimce gelmesinde sakınca görmedim. Yemek sorun değildi, yolu bitirecek gücü var gözüküyordu olmasa bile yorulduğu yerden dönebilirdik. 

Vadinin sonuna doğru içinde küçük çocuklarında bulunduğu bir Fransız grupla karşılaştık. Bu kadar erken saatte orda bulunmaları bizi şaşırttı. Tatil yapmayı deniz kenarında öğleye kadar uyumak sananlarla güzel bir tezat oluşturuyorlardı. Rehberleri ile biraz sohbet ettik. Sokulu pınardan yola çıkmışlar, tekrar dönüp oraya gideceklerdi. 

Tekepınarı geçidinde Gata’lı grubun döndüğünü gördük. İçlerinden biri rahatsızlanınca fazla ileri gitmeden dönmeye karar vermişler.  

Onlar geri dönerken biz güzel manzaralar eşliğinde yolumuza devam ettik. Karşımızdan gelen bir dağcı ile ayaküstü sohbet ettik. O da Doğu geçidinden ve Sokulu pınar üzerinden geçiş yapacak grubuna ayak uyduramamış geri dönüyordu. Bir ara bizimle gelmeyi düşünür gibi olduysa da niyetimizi öğrenip vazgeçti.  

Hamza’nın fazla yorulacağını düşünerek Dipsiz göle gitmekten vazgeçip, dere yatağının sağındaki patikaya girdim. Hiçbir yere uğramadan Apışkar’a gidecektim. Biraz gidince Dipsiz göl yolunun başında koyun sürüsünü ve çoban çadırlarını gördük. Bu yükseklikte bunları görüp de yanına gitmemek olmaz deyip yine güzergahı değiştirdik. 

 

Çobanın biri çadırının dışında uyku tulumunu tamir ediyordu. Dağcılığın Kâbesi sayılan bir yerdeki çobanın da uyku tulumu lüksü olsun artık. Biraz sohbet ettik, patikaları, geçitleri sorduk. Dipsiz göl çok güzel, mutlaka görün, orda da bir grup dağcı var deyince çanta vs.yi yanına bırakıp Dipsizgöl’e gittik. 

Gerçekten de Dipsizgöl görülmeye değer. O kadar susuzluk çekilen yerde bir vaha sanki. Göldeki grup Evrim’lerin grubuydu. O kadar çok karşılaşmıştık ki sizi takip ediyorum diye takıldım. Onların amacı yarın doğu geçidini geçip Demirkazık’a çıkmakmış. Daha sonra da Yıldız tepe geçidinden geçip Yedigöller platosuna ulaşmak.  

Tekrar çobanların yanına döndük. Çoban “ben Küçükdemirkazık dağına iki kez çıktım” deyince Hamza’da buraya kadar gelmişken bir zirve yapma isteği doğdu. Hamza’cım sen bu dağı biliyor musun, adı küçük ama Türkiye’nin en zor dağlarından biri dediysem de illa çıkalım diye tutturdu. Zaten dağın dibine mecburen gideceğiz, orda karar veririz diyerek ikna ettim. Çok emindim ki dağın dibine gidince fikri değişecekti. 

Çobanların yanından ayrıldıktan bir süre sonra yemek molası verdik. Bir yandan da Hamza’nın yanında taşıdığı dürbünle Büyükdemirkazık dağından inenleri seyrediyoruz. Zirveden aşağıya yürüyerek inenleri görünce bana iyice cesaret geldi. Zirve yolunda o dağa göre müthiş sayılacak bir kabalık var, sadece doğu geçidinden bizim tarafa  20 kadar kişi döndü.  

 

Çobanın yarım saatte gidersiniz demesine rağmen bir saatte Apışkar’a ulaştık. Yemek yediğimiz yerde unuttuğumuz dürbünü almak için geri dönmek de  vakit kaybına yol açmıştı. Apışkar ismi sanırım apış arasından türetilmiş. Çünkü iki Demirkazık’ın tam arasında tersten baktığınızda apış arası gibi duran bir yer. Çok güzel bir noktadır Apışkar, bir ayağınız Büyükdemirkazık’dayken, diğer ayağınız Küçükdemirkazık dağına basar.  Kuzey duvarının da en güzel görüldüğü yerlerden biridir.   

 

Düşündüğüm gibi Hamza Küçükdemirkazık’ı gördükten sonra tırmanmanın o kadar da kolay ve kısa sürede olamayacağını anladı. Apışkar’dan aşağıya inmeye başladık. Patika özelliğini kaybedip zaman zaman kuru dere yatağına dönüşen zorluca bir yoldu. Ama arazinin yapısı yanlış yere sapmanızı engellediğinden kaybolma riski olmayan güzel bir güzergah. 

Arpalık düzüne giden patikayı kaçırıp yanlışlıkla 200 metre kadar Çımbar’a doğru indik. Çımbar’dan devam etmek daha kolay olabilirdi ama biz Arpalık düzünden gitmeyi istiyorduk. Uzaktan gelen dağcıları Antalyalı grup sanarak bekledik. Onlar da eğitimdeki arkadaşlarının yanına gelen dağcılarmış. Anlaşılmaz şekilde bize ukalâca ve soğuk davrandılar. Küçük dağları biz yarattık havalarındaydılar. Uğur ULUOCAK böyleler için “senin yaptığın işi Avrupalılar 150 yıl önce yaptılar, sen neyin havasını atıyorsun” demişti.  

Tekrar patikaya çıkıp Arpalık düzünde Antalyalı grubun dönmesini bekleyen minibüs şoförünün yanına gittik. Gece onbirde yola çıkmışlar ama hala dönmemişler. Adam merak içindeydi, yarınki servisine yetişip yetişemeyeceği konusunda. Gruptan biri Sokulupınar yönünden geldi. Grupta bulunan bir hanım rahatsızlanınca faaliyet uzamış. O da daha kestirme diye o yandan gelmiş. Fakat adam sözünü bitirmeden diğer yandan da teker teker gelmeye başladılar. Bekleyin beraber ineriz tekliflerini kamp sökmenin uzun süreceğini düşünerek reddettim. 

Daha kestirme olsun diye dağ evine inen traktör yoluna girmeden sağa saparak dik olarak inmeye başladık. Fakat havanın kararması ile zaten belli belirsiz olan patikaları tamamen kaybettik. Bu da bize çok pahalıya patladı. Yarım saatte inebileceğimiz yolu iki saatte zor indik. Gündüz gözüyle görmediğiniz bir yere gece girmek ciddi bir hata. Üstelik yanında ilk defa böyle bir yürüyüşe çıkan biri varsa daha da büyük hata. Bu yüzden kendime çok kızdım. İlk defa bu kadar uzun yürüyen Hamza  kısa molalar vermek zorunda kalsa da tahminimden çok daha dayanıklı çıktı. Gereksiz zaman kaybından başka önemli bir sorunla karşılaşmadan sağ salim menzile ulaştık. Toplam faaliyet 14 saat sürmüştü. 

Kamp alanına yorgun, aç ama son anda hissettiği gerilim yüzünden bir şey yiyemeyecek halde indim. Kendimi yatağa (yani uyku tulumuna) atıp sabah altılara kadar doya doya uyudum. Şaka bir yana doğada ki birkaç saatlik uyku yeterli oluyor. 

3.Gün 

Bu gün eğitim bitiyordu. Çok sayıda dağcı bizim gibi burada kalıp faaliyet yapmayı düşünüyormuş. Bunlardan 20-25 i Büyük Demirkazık dağını denemek istiyordu. Tülay’ın iki arkadaşı da bizimle gelecekmiş. Samsun bölgesinden çok genç sporculardı. Onların sayısı bir anda altıya ulaştı. İp de dahil tüm malzemeleri olması sevindirici bir gelişmeydi. Aramızda bir toplantı yaptık. Bu gün Sokulupınar kamp alanına gidip, yarında zirveyi deneyecektik.  

Dağa çeşitli güzergahlardan gitmek isteyen 30-35 kadar sporcu vardı. Durmadan güzergahlar ve gruplar değişiyordu. Biz tekrar konuşup planımıza sadık kaldık. Ama kendi başımıza denemekten vazgeçip faaliyete  buradan başlayacak gruba Sokulupınar’dan katılmaya karar verdik.  Bu grupta daha önce de Demirkazık’a tırmanmış olan bir eğitmenin olması bizi rahatlatmıştı. 

Sınav sonuçlarının açıklanmasını beklerken Bursa’dan gelen iki dağcı ile tanıştım. Biri Bursa’ya dönecek, diğeri ise Çımbar’dan  başlayıp Sokulupınar’da bitecek bir  Demirkazık geçişi deneyecekmiş. Bu yüzden ana kamp yükünü Sokulupınar’da bırakmak istiyordu. Arpalık düzüne gidecek bir grubun bulduğu traktöre doluştuk. Samsunlu gençlerden ikisi buradan yola çıkacak ekibe katılmaya karar vermiş. Sokulu pınara gelmekten vazgeçmişler. Bursalı Serkan’ da kararını değiştirmiş bizimle gelmeye karar vermişti. Serkan bu kış Demirkazık’a tırmanmış, bir de yaz tırmanışı yapmak istiyordu.  

Sokulupınar kamp alanı arkasında dağlar, bir yanında Karayalak vadisi ve önünde Çamardı’na kadar uzanan düzlükler bulunan hakim bir nokta da kurulmuş. En önemlisi kurumayan su kaynaklarına sahipti.  

Yurt dışından turist getiren firmalar burada kalıcı kamplar kurmuşlar. Turistler bir iki gün burada kaldıktan sonra yürüyerek Yedigöller’deki kamp alanına gidiyor, eşyaları da katırlarla taşınıyormuş. Biz oradayken içinde 8 –10 yaşlarında çocukların da bulunduğu Fransız ve Belçikalı gruplar gelip gittiler. 

Etrafı ve yarın kullanacağımız patikayı incelemek için kısa bir tur yaptıktan sonra akşam yemeğini yiyip yatmaya planladık. Sabah (gece yarısı) birde kalkıp aşağıdan gelen grupla buluşacaktık. Fakat saat on olmasına rağmen gözümüze uyku girmiyordu. Uyumam şart diyerek tuluma girdim ama sanırım toplam bir saat bile uyuyamadım. 

 4. Gün  

Saat birde uyandık ve hareketlilik başladı. Su şişeleri, termoslar dolduruldu. Aşağıdan gelecek grup da yola çıkmıştı, onları beklemeye başladık. Yanımıza gelecekleri yolun önemli bir kısmını görüyorduk. Ortalıkta hiç ışık yoktu. Bunlar yarım saatte gelemezler, bir kahvaltı yapalım dedim. Daha çay suyu kaynamadan yanımızda göründüler. Meğerse hiç lamba yakmadan yıldız ışığında yürümüşler.  

İçlerinden biri rahatsız olmuş, biz dinleneceğiz siz önden gidin dediler. Biz de faaliyetimize başladık. Serkan geçen geldiğinde GPS’sine kayıtlar almış, onların rehberliğinde gidiyorduk.  Bir ara yolu şaşırıp biraz zaman kaybetsek de planladığımız zamanda kızıl çarşağın dibine geldik.

 

Diğer grup da 15-20 dakika arkamızdan bizi takip ediyordu. Onları külahın dibinde beklemeye karar verip bir çok dağcıyı canından bezdiren meşhur kızıl çarşağı tırmanmaya başladık. İyi idmanlı olan Serkan yolu saptamak amacıyla hızla yukarı hareket etti. Buraya kadar birlikte hareket eden gruba yukarıda buluşacağımızdan herkesin kendi durumuna göre hareket etmesini söyledim. Bulunduğumuz yerden diğer grubu çok iyi görüyorduk. Hareketlerinden onların da bizim gibi düşündüğünü ve grubun serbest bırakıldığını anladık.  Zaten dün bizden son anda ayrılan iki genç ve iki elinde iki sopa olan biri hızla yanımızdan geçerek Serkan’ı yetiştiler.  

Çarşak kötü ününü hak etmiş. Attığımız her adımın bir kısmı geri kayıyor, kayalara yakın gittiğinizde ise çok keskin kayalar ellerinizi parçalıyorlar.  

Tahmin ettiğimden çok daha uzun bir sürede tırmanarak son mola yeri olan külah dibine geldik. Burası üç geçidin buluştuğu ve son tırmanışa başlamadan önce dinlenileceğiniz, hatta kamp atabileceğiniz (su kaynağı yok) bir alan. Arkasını külah dediğimiz zirveye dayamış, diğer üç yanı uçurum olan küçük bir düzlük. Müthiş bir manzarası var. Çımbar vadisinin büyük bir kısmı gözükmekte. Uçurum kenarlarına yaklaşarak içimdeki yükseklik korkusunu test ediyorum. İçimde korkunun olmadığını görünce seviniyorum. Çünkü sürekli “yükseklikten korkmaktan” korkuyorum.  

Arkadan gelecek grubu beklerken biraz karnımızı doyurduk, tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Emniyet kemerleri, teknik malzemeler hepsi tamamdı. Tek eksik ipti.  Aşağıdan gelen bir kişide de ip çıkmayınca Serkan, abi çıkalım artık, ip arkadan gelir dedi. İp bize inişte lazımdı, biz zirveye çıkana kadar ip arkadan gelir düşüncesi ile “e hadi gidelim bari” dedim. Zaten tırmanmaya cesaret edemediğim  yerden dönmeyi kafama koymuştum. Su dahil tüm ağırlıklarımızı bıraktık. Serkan’a su olsun alalım dedim, yok abi gerek yok dedi.  

Bizim grubun tamamı, ve diğer gruptan da üç kişi olmak üzere toplam on kişi tırmanışa başladık. Birkaç kişi hocaları gelmeden başlamak istemediklerinden arkada kaldılar.  Bu tür faaliyetlere giderken yanımızda telsiz götürürdük. Sabah Tülay telsizleri çantasına koyduğunda “bırak onları, boşuna yük taşıma, nasıl olsa grup halinde hareket edeceğiz“ demiştim. Şu anda ne kadar lazım oldu. Keşke geride kalanlarla telsiz irtibatı kurabilseydik. 

Zirve tırmanışının ilk bir kaç yüz metresi rahat, fazla boşluk hissi yok. Genelde elleri kullanmaya gerek yok. Patika belirgin, yolda yeteri kadar babalar var. Biraz yol aldıktan sonra ipin gelmeyeceği haberi geldi. Pes ettiğimiz yerden döneriz düşüncesiyle yola devam etme kararı aldık. 

Samsun üniversitesinden gelen iki genç grubun dışında hareket ediyorlar ve önden çok hızlı gidiyorlardı. Arkadaşları ikisinin de ilk tırmanışı olduğunu söyledi. Çok heyecanlıydılar ama bilmedikleri bir dağda gereksiz yere riske giriyorlardı. Çocukları biraz ileride ciddi tırmanışın başladığı noktada yakaladık. İkisi de kayanın başlangıcında, beklediklerinden çok daha  zor bir güzergahı görmüş olmanın şokundaydılar. Burayı bir çok dağ gibi yürüyerek çıkılan bir yer sanıyorlardı. Onlara kendinizi düşünmüyorsanız anne babanızı düşünün bari, burada dağı bilen biri var ne bu aceleniz dedim. Önce gidene madalyamı veriyorlar?  Yaptıklarının dağcılık kurallarına uygun olmadığını anlatıp bundan sonra gruptan ayrı hareket etmemeleri konusunda hep birlikte uyardık. 

Bu noktada Samsunlu arkadaşlarımız Hüseyin, Burak, Cansu ve Hilal tırmanışı bırakınca sayımız altıya düştü.  Ben de ayrılmayı düşündüm ama Serkan “abi gel bana yukarda fotoğraf çekecek biri lazım” deyince biraz daha devam etmeye karar verdim.

Bundan sonraki yolumuz 10-15 metre kaya tırmanışı, arada nefes alacak bir nokta, sonra tekrar kaya tırmanışı şeklinde devam ediyordu. Her arada Tülay’la durumu mütalaa ediyor devam edip etmeyeceğimize karar veriyorduk. Genellikle ben yeter artık riske girmeyelim dedikçe Tülay ve Serkan devam edelim, buralardan çıkarsın da, inersin de diye beni ikna ediyorlardı. Aslında ben çıkmaktan değil inerken yükseklik korkusu ile kilitlenmekten korkuyordum. Ara sıra doğu duvarına yaklaşıp kendimi test ediyordum acaba içimde yükseklik korkusu var mı diye. Sonuç olumlu çıkınca devam isteklerini kabul ediyordum. 

Bu son, şimdi zirveyi göreceğiz diye tırmanışa devam ediyorduk ama   zirve bir türlü görünmüyordu. En sonunda Tülay da yeter artık burada kalalım dedi, ama bu sefer de ben kolumdaki altimetreye de bakarak, buraya kadar geldik artık bırakmayalım dedim. Altimetreye göre zirveye varmak için çok az bir yükseklik kalmıştı. Öndekiler son tırmanışı yaptıktan sonra zirve gözüktü müjdesini verdiler. Bizde hızla çıkınca zirveye ulaşacağımızı sandık ama meğerse zirve birkaç yüz metre ilerdeymiş. Neyse ki tırmanış yoktu ve genişce bir patikadan yürüyerek zirveye ulaşılıyordu. Patikanın iki tarafıda doğal olarak uçurumdu. Yürümeye başlar başlamaz biraz yorgunluk, biraz da boşluk hissinden dolayı ikimizin de başı döndü. Birimiz düşerse diğerimiz onu tutar düşüncesiyle yardımcı iple emniyet kemerlerimizden birbirimize bağlandık.  

Ve nihayet zirvedeyiz. Herkes çok sevinçli, kimi fotoğraf çekiyor,  kimi zirve defterini yazıyor, kimi de ulaşabildiği her noktaya gidip manzaranın tadını çıkarıyordu. Biz de defteri yazıp imzaladık.   Serkan’ın “gerek yok abi yanına hiçbir şey alma” demesine rağmen yanımıza aldığımız 3 adet çikolatayı paylaştık. Serkan keşke su da alsaydık dedi, çok pişman olmuştu susuz çıktığına. Aşağıya bir ineyim bir litre suyu bir seferde içeceğim diyordu. 

Büyük an gelmişti. Aşağıya inişe başlayacaktık. Ben tüm itirazlarına rağmen Tülay’ı 1,5 metrelik bir iple kendime bağladım. Aslında yıllardır her faaliyette yanımda 10 metrelik bir ip taşırım. Çantamı hazırlarken son anda ipi evde bıraktım. Biri telsiz diğeri ip olmak üzere her zaman yanımda taşıdığım iki eşyayı almamıştım ve inadına çok lazım olmuşlardı. Bu da bana ders olsun. 

İniş başladı, hiçte korkulacak kadar değilmiş meğerse. Oturarak veya çömelerek rahatlıkla  inebileceğiniz bir yer.  Tek sorun düştüğünüz zaman anılarınızı yazma imkanını bulamayacak olmanız. Aslında o kadar yüksek bir yer olmasa ellerinizi kullanmadan ayakta bile inebileceğiniz bir kaya güzergahı. Bir süre sonra rahat hareket edemediğimizden Tülay’la aramızdaki ipi çözdük. Kısa sürede fazla zorlanmadan patikaya ulaştık.  Sadece Samsunlu gençlerden biri, ayakkabısı bu iş için uygun olmadığından dolayı bayağı bir zorluk çekti.  Ben de yükseklik korkusuna yakalanmadım. Demek ki daha önce yaptığım kaya ve duvar tırmanışı çalışmaları bu korkumu yenmemi sağlamış.  

Diğer arkadaşlar bizi külahın dibinde bekliyordu. Hemen su içip bir şeyler atıştırdık. Demirkazık köyünün bakkalından aldığım sucuğu büyük bir zevkle yedik. Ya biz çok açtık yada sucuk gerçekten güzeldi. 

Tekrar yola çıkıp koşarak çarşaktan aşağıya indik. Molayı saymazsak bir saatte zirveden çarşak dibine ulaştık. Oysa çıkarken en az üç belki de dört saat sürmüştü.  

Aşağıda diğer grubun lideri olan eğitmene rastladık. Gruptan bir iki kişi çok yorulunca diğerlerini bize katılmaları için serbest bırakmış. İpi yollamadığı için çok kızmıştık ama meğerse günahını almışız. İpi arkamızdan yollamış ama getiren kişi zirve güzergahını bilmediği için peşimizden gelememiş. 

Serbest şekilde dönüşe geçtik. Kampa gider gitmez arkadan gelen yorgun kişiler için çay ve kahvaltılık hazırlamayı planladım. Fakat kampa gidince unuttum. Bir süre sonra yorgun dağcılar geldi. Biraz dinlendiler,  gitmek üzereyken yandaki kampın aşçısına çay sordular. Bir anda aklım başıma geldi hızla çay hazırlamaya başladım. Fakat tüm ısrarlarımıza rağmen çayın olmasını beklemeden yollarına devam ettiler. Hata yapmıştım, arkadan yorgun gelen kişileri unutmamam, onlara hazırlık yapmam gerekirdi. Bu bir dağcılık etiği idi.  

Akşam olmasını beklerken kamp yerine ikisi kadın 5 yabancı dağcı geldi.  Çek cumhuriyetinden gelen bu arkadaşların amacı Emler zirvesine çıkmakmış. Ellerindeki yetersiz bir harita ve  bir de dağ evinde kalan dağcılardan birinin çizdiği kroki ile çıkmayı planlıyorlardı. Daha önce oraya giden Serkan’da dilinin döndüğünce yolu tarif etti. 

Ertesi sabah dönmeyi planladığımızdan elimizde kalan neredeyse tüm yiyeceklerle mükellef bir sofra kurduk. Çek’lerin aklı şaştı. Onlar ise tencere dibinde bile gözükmeyen birazcık makarna ile karınlarını doyurdu. Bu da onların neden ince, sıska kalıp bizim gibi “Türk kasına” sahip olamadığını çok iyi anlatıyordu. 

Gece dışarıda yattım. Tulumum çok amatörce, baktığında karşıyı görebildiğin kadar ince olmasına rağmen sıcaktan tulumu açmak zorunda kaldım. 2100 metre yükseklikteki bu bölgede böyle sıcak az görülür. Zaten o günlerde de tüm Türkiye aşırı sıcak havanın etkisindeymiş. 

5. Gün 

Tüm yorgunluğuma rağmen sabah beşte kaktım, Tülay’da uyanmış. Birlikte bir Aladağlar’a elveda gezisine çıktık. Yürürken baktım kaslar kötü durumda, iyi dinlenememişim. Arpalık yolunda iki saat kadar gezdikten sonra kampa döndük. Çayı demledik, yine çok zengin bir sofra kurduk. “Zavallı” Çek’ler ise soğuk sandviçle idare ettiler.   

Sofrada dünkü faaliyeti değerlendirirken keşke bir gün daha kalsak diye düşünüyorduk. Derken hadi bir gün daha kalalım dedik. Kalıp Emler zirvesine de çıkalım. İçlerinde acil işi olan bizdik. Kızımın okul kaydı için bir iki gün vaktimiz vardı. Son güne bırakıp riske atmak istemiyordum. Ama bir yandan da dağlar beni çekiyordu. Riske girmeye değer deyip Emler faaliyetini yapmaya karar verdik. Tabii buna en çok Çek'ler sevindi. 

Karayalak vadisi boyunca  yaptığımız yürüyüş sonrası Çelikbuyduran pınarına geldik. Burada her mevsim akan bir pınar var. Buz gibi suyu kayaların arasından çıkıp birkaç metre sonra bir daha çıkmamak üzere kayaların arasına dalıyor.  Pınarın az yukarısında da geçit var. Geçitten tüm yedigöller platosu ve onlarca zirve net bir şekilde gözükmekte. 

Kısa bir yürüyüşün ardından da Emler zirvesine ulaştık. Zirveye çok yakın bir yerde zirveden inen bir grupla karşılaştım, baktım tanıdık geliyorlar. Biri seslendi “abi sen neredesin iki gündür, özlettin kendini. Aaaa baktım Evrim’lerin grup yine karşımda. Yada ben onların karşısında. Dağlar küçükmüş demek. 

Zirveden Demirkazık dağının görünüşü çok ürkütücü. Deftere “önce buraya gelseydim Demirkazık’a çıkacak cesareti bulamazdım” yazdım. 

Zirvede Demirkazık’ın yükseklerinden topladığım kekiklerle yaptığım çayı bisküvi eşliğinde içtik. Özellikle Çek’ler olmak üzere çay herkesin hoşuna gitti. Hatıra fotoğrafı çekiminden sonra koşarak kampa döndük. 

Döner dönmez de kampı toplayıp dağ evine gittik. Dağ evinde soğuk su ile aldığım duşla kendime geldim. 

Gittiğimiz balıkçıda diğerleri birinciyi yemeden benim nasıl oldu da ikinciyi bitirdiğimi soranlara  “ee biz dağdan indik “  dedim. 

Aladağlar’ı görmeden ölmeyin. 

Kenan HAZAR 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

www.sakaryadagcilik.org.     

 

Bu makaleyi tavsiye et...


Yorumlar
Ara RSS
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme: Perşembe, 27 Kasım 2008 14:40
 

Değerli üyemiz Kenan HAZAR Çarşamba, 07 Mayıs 2008 tarihinden beri bizimle beraber.

İletişim e-postası: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer Yazılarını Göster

İletişim

Tel:             0554 261 71 71
E-Posta:     sakaryadagcilik@gmail.com
Mail Grub:  sakaryadagcilartoplulugu@yahoogroups.com
Website:    www.sakaryadagcilik.org