Sakarya Dağcılar topluluğu

Türkiye Dağcılık Federasyonunun I. Mali Genel Kurulu ve II. Olağan Genel Kurulu Ankara Dedeman Otel`de yapıldı. I. Mali Genel Kurul sonucunda 10.11.2006- 22.11.2008 tarihleri arasında görev yapan Yönetim Kurulu oy birliği ile ibra edilmiştir. Devam eden II. Genel Kurul Çalışmalarına 126 delege katıldı. Alaattin KARACA Başkanlığında tek listenin oylandığı Genel Kurul sonucunda 114 oy geçerli 12 oy geçersiz sayıldı. Geçerli 114 oyun tamamını Alaattin KARACA Başkanlığındaki liste alarak önümüzdeki 4 yılın Yönetimini yeniden üstlenmiştir.
You are here: Ana Sayfa İZLENİMLER Anı Yazıları SDT Kış Temel Dikmen Günlüğü 2008 01 11-13
  • narrow screen
  • wide screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • blue color
  • green color

SDT Kış Temel Dikmen Günlüğü 2008 01 11-13 PDF Yazdır e-Posta
Başar tarafından yazıldı   
Salı, 13 Mayıs 2008 22:23

 

İkinci kez yazılan bu yazı okuyucusunda kabak tadı bırakması amacıyla yazılmıştır…

Kişi ve kurumların hepsi gerçektir. Bir kısmının veyahut tamamının alınıp yayınlanması serbesttir. Hesabı sorulmayacaktır. Yazılanların hiçbirinden yazar sorumlu tutulamaz. Bir gün birileri gelipte kim lan bunlar derse al abi kayıtları kuyutları bunlar diye her türlü bilgiyi ilgili merciye vereceğini taahhüt eder.

Saygılarımla

 

Birgün muhakkak biterdi…

 

Mevsimin sonbahar olması Orman Park´taki havuzların renk renk yapraklarla dolması demekti… Belki şöminenin yakılması için henüz erkendi fakat açık alanda oturmanında bazen insanı üşüttüğü bir gerçekti…

 

Cumartesi veya Pazar tam hatırlayamadığım bir gündü… Antrenman sonrası olduğu kesindi. Soluklanmak için mola vermiştik Orman Park´ta… işte böyle bir günde Kenan abimiz cebindeki A4´ü hiç acımadan çekip çıkardı. ‘Bir baksanıza şu tarihlere’ dedi… işte o gün kimse bilmiyordu durumun bu kadar vahim olacağını… listedeki tarihler kabataslak olarak hazırlanmış olan 2007-2008 yılı Sakarya Dağcılar Topluluğu Kış Faaliyet Programı´na aitti…

 

İyi olmuş falan deyip geçiştirmeye, konuyu kapatmaya çalıştıysakta olmadı… ertesi gün yine çıktı o föy.maili geldi. Birden Excel hali çıkıverdi. Derken herkes programa önerisini bildirdi. Düzenlemelerini yaptı ve Mustafa Can hocamız bir gün gruba geçti maili. Son hali budur… yayınlıyorum diye yazdı…

İşte o gün bizim bittiğimiz, yeni bir dönemin açıldığı gündü. programlı bir faaliyet takvimi vardı. Oysa biz antrenman sonrasında otururken bir anda yürüyüş,piknik,tırmanış programını yapmaya alışık kişilerdik. Nitekim arabanın bagajında mangal,hamak daimi olarak beklemekteydi. Fakat hep olduğu gibi ‘her güzel şey bir gün muhakkak biter’di…

(daha anlatılacak çok şey var yeni arkadaşlarıma fakat yavaş yavaş aralara serpiştirerek aktarmak istedim. Nostalji kısmı şimdilik bu kadar olsun… )

 

Mail Grubunda bir ilk…

 

Türkiye Dağcılık Federasyonumuz faaliyet takviminde yine gördüğü lüzum üzerine tarih değiştirmesi yapmıştı. Dolayısıyla bizim faaliyet takvimimize de bunun yansıması olacaktı.

Aralıkta yapmamız gereken Kış Temel Eğitim Kampımız Ocak ayına ertelenmişti.

 

Harun hocamız bir mail geçmişti… 2007-2008 Faaliyet programında yer alan Kış Temel Eğitimi kampımız Uludağ´da yapılacaktır. Katılmak isteyen sporcuların mail atması gerekli diye… Ben bıla bıla bıla Uludağ´da yapılacak olan Kış Temel Eğitim Kampına katılmak istiyorum nokta yazan mailler uçuşuyordu. İlk kez böylesine organize gidiyordu sporcular. Ardından Harun Hocanız iki haftalık teorik eğitimde herkesin bulunması gerektiğinin altını çizdi. Tam kadro arkadaşlar dersteydi. Anlaşılan Kerimali yürüyüşünden yeterince bezdirememiştik, kimse mutsuz ayrılmamıştı ki bu kadar istekliydiler halen…

 

Önceki hafta kar yağıyordu Marmara´ya, Anadolu´ya… beyazlara bürünüyordu zirveler, patikalar… bizim temennimiz moderatör tarafından onaylanmıştı anlaşılan…

 

Daha zaman var derken sadece bir hafta kalmıştı kampa… bir İstanbul turu yapılarak eksik malzemeler tamamlandı. Goretex kumaşlarla kaplı montlar, su geçirmez pantolonlar, eldivenler, termaller alındı. Kamp ekibi 10 sporcu ve 2 eğitmenden oluşuyordu. Bende kampa katılmak istiyordum. Fakat mail göndermek için gecikmiştim. Kamp ekibinin insafına kalmıştık. Fakat ben bunun üstesinden bir Ali Cengiz oyunuyla gelmeyi bilirdim…

 

Bunlar olup biterken Uludağ´da ipini koparanlar kulübünün winfest minfest organizasyonları yapılmaktaydı. Oysaki optik görüş mesafesinde bir zirve daha vardı Uludağ´ın kuzeydoğusunda… Beyazı almıştı sırtlarına, Uludağ gibi tesisleri yoktu. Ya da tikky tipleri bulunmazdı. Fest mest bilmezdi oradakiler.. Orası DİKMEN´di… Ankara´nın Dikmen´ine inat bizim Dikmen´e gidenin bir daha gidesi geliyordu… Bir iki telefon görüşmesi sonrasında yaylada kar kalınlığının bizim için yeterli olduğuna kanaat getirmiştik. Oybirliğiyle kampı Uludağ yerine Dikmen´de yapmaya ne dersiniz dedim.. işte bu andan itibaren fahri Dikmenli olarak kamp ekibine katılmam için yasal zemin hazırlanmıştı. Bir düşünelim irdelemesinin ardından kendimi Dikmen Taşıyıcılar Kooperatifi başkanıyla konuşurken buldum. Ben daha kendimi tanıtırken karşımdaki Mehmet Ali abi telefonunda zaten numaramın kayıtlı olduğunu, istediğimiz zaman istediğimiz yere geleceklerini bildiriyordu. Sıra gelmişti dayıyı aramaya. Ali Galip AK. Yaylanın en renkli kişisi… telefonda yayla evlerinin müsait olduğunu, geldiğim gün aramamı söylüyordu. Yani kampın içeriği veya amacı onu pek ilgilendirmiyordu. Bizlerin rahat etmesi için önerilerini sıralıyordu. Oysaki durum onun bildiği gibi değildi… değil yayla evinde kalmak, çadırda yatmak dışarıda yatacaklar bile vardı kampta…

 

 

Yola düşülür…

Cuma sabahı olmuştu. Tansaş´ın otoparkında sıra sıra çantalar ve uykulu suratlar vardı. 15dakikalık gecikmenin ardından aracımız gelmişti. Kasa kasa mandalinaları görenlerin gözleri biranda açılmıştı. Dikmen yolu 70km civarındaydı. Ömer´le beraber bindiğimiz ön kısımda kaptanla muhabbet ederek yola devam ederken arka taraf yarı uyur yarı uyanık çalkalanıyordu.

 

Dikmen köyüne yaklaştıkça kar etrafımızı kuşatmaya başlıyordu. Köyün meydanında bulunan kahvede çaylarımızı yudumlayıp köy halkıyla görüştükten sonra aracın çıkabildiği son noktaya kadar devam ettik ve çantaları yüklenmek üzere son hazırlıkları tamamladık. Saat henüz 11´i gösteriyordu ve önümüzde çok güzel bir traktör tekerinin izi vardı. 40cm karı düzleyerek yaylaya kadar gidiyordu. Yürüyüş güzel başlamış 100metre sonrasında Harun hocanın karda yürütmeye başlamasıyla homurdanmalara yol açmıştı. Daha baştan belliydi bu kampta yorulanların olacağı…

 

Mehteran takımı hızında sürekli değişen lideri ve gittikçe ağırlaşan kamp yüküyle artan eğimde yürümek bir süre sonra yerini ne kadar yolun kaldığı hesabına bırakmıştı. Yol boyunca donmuş çeşmeler, tilki ve tavşan izleri bizi karşılarcasına duruyordu. Yaylaya son 200metre kala Ali Galip dayı traktörle yanımızdan geçip gitmişti. Yaylada sessizlik ve beyaz hakimdi. Hava bizi selamlarcasına parlak ve bulutsuzdu. Yaylaya girdiğimde tüten tek bir baca ve kapısında Harun hoca vardı. Ekibin nerdeyse tamamı sıcak sobaya hayır diyememiş ve içeri girmişti. Harun hocanız içerde kalmanın kötü olacağını saatin 3 olmasının ve kampın henüz atılmamış olmasının derdindeydi. Bu tip kaygılar Harun hocayı rahatsız ederken Seda(t) sedire uzanmış halde hep orada kalmak istediğini bağırıyordu. Bir anda ortaya çıkıveren kuru fasulyeyi afiyetle iç ettikten sonra çayları yudumlayıp soğuğa çıkmanın vakti gelmişti. Eve son çekidüzeni verdikten sonra Mert´te bulaşığı bitirip dışarıya adımını atmıştı. Herkes çantasını yüklenmiş bekliyordu. Ali Galip dayı anahtarı verdikten sonra sıkı sıkı tembihte bulundu. dışarıda yatmamamız ve yayladaki evde uyumamız konusunda ısrarcıydı. Fakat Harun hocanın çok daha orijinal düşünceleri vardı… J

 

Kamp yeri seçimini yapan ekip ardından zemin düzleme işinde marifetlerini gösterdi. Güneşin çekilmesiyle birlikte soğuk suratımıza çarpmaya başlamıştı. Bir şekilde herkes çadırlarına çekilmişti. Gecenin sessizliğini bozan Ali Galip amcanın torunlarıydı. Bir ihtiyacımız var mı diye gelmişlerdi. Batuhan´ın bizlerde torunuyuz demesiyle gitmişlerdi. Gerçi Dikmen´in yarısı torunu ya o da ayrı bir düşünce konusu…

 

Saat 8´de yat verilmişti. Sabah erken kalkılacaktı. Kalkılacaktı da Batu uyuyakaldığı için 1 saat gecikmeli olarak 4 gibi uyandırıldı tüm çadırlar. 5 gibi çadırdan çıkanlar bugün onları nelerin beklediğini sanki tahmin eder gibiydi. Hemen üstümüzdeki yamaçta değişik yürüyüş tekniklerini pekiştirmek amacıyla yaptığımız gece yürüyüşü başlamıştı. Güneşin doğması 6:45 sularıydı. Güneş Abant yönünden sisleri dağıtarak yükseliyordu. Uzun tırmanışın ardından tepede verilen kısa molada yeme-içme yapılacaktı. İşte tam bu noktada kendini karların kucağına bırakan Sedat, oturduğu yerde elindeki termosu bir barmen edasıyla çekip çevirirken limanda denizci sevgilisini uğurlayan kadın misali bakakaldı… engin sularda özgürce dolaşan yunuslar misali kıvrıla kıvrıla giden bir o kadarda pırıl pırıl parlayan paslanmaz çelik Alaaddin´in arkasından bakıyorduk.. durmak bir yana gittikçe daha da hızlanıyordu… ve bu o kadar uzun sürdü ki neredeyse çadırların düzeyine kadar inmişti. İşte tam o anda ‘tek suyunuz o termostu, şimdi ne yapacağınıza karar verin’ cümlesi duyuldu. Suyun yasaklandığı an gelmişti. Sedat homurdana homurdana topuk toynak karışık basarak termosa doğru inişe geçmişti. Saat 11 sularıydı. Ne geldiyse sudan gelmişti başımıza…

 

Öğlen molası için bizlerde inişe geçmiştik. Kampa indiğimizde herkes çadırlara yönelecekken Harun hoca mutfak hazırlatıp ocakların burada kullanılacağından ve avantajlarından bahsediyordu. 15 dakikalık çalışmanın ardından mutfak bölümümüz hazırdı. Kiminin botları ıslanmış, kiminin tozlukları. Herkes 1´e kadar hazır olmak durumundaydı. Eren, Batu ve Ozan üstün havalandırma teknolojisine sahip Lafuma çadırda keyif yapmaktaydı. Armağan´ın gözyaşlarıyla karışık Maraş türküleri içimizi cızlatıyordu. Yunus ile Ömer adeta bütün kışı orada geçirecekmişiz gibi hazırladıkları mutfak bölümünde benzinli ocaklarıyla diğer çadırlara nispet yapıyordu. Bense amcadan aldığım Trangia ocağın tabanını sürekli kontrol edip kararmaların kaderimi ne yönde etkileyeceğini düşünüyordum. Getirdiğim fasulyeyi Mert´in itirazıyla yiyememiştim. Selim ile Sedat´ın sesi çıkmıyordu. Önceki gece aç kaldıkları yürümelerinden belliydi.

 

Öğleden sonra düşme eğitimi yapılacaktı. Bunun için halı saha takımı misali Koroplast sponsorluğundaki iniş aksesuarlarımız yanımızdaydı. Karın bir bütün olduğu ve eğimin müsait olduğu bölgeye yaklaştığımızda Şerafettin´in marifetlerini gösterme zamanı gelmişti. Adeta Uludağ´daki pist düzleme araçlarına eşdeğer çalışmasıyla takdir toplamıştı. Açılan kulvarda kaymak için herkes sıraya geçiyordu. Verilen teorik bilgilerin ardından sıra en keyifli kısma gelmişti. Sırt üstü, baş üstü derken vızır vızır bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu herkes. Arada ufak tefek çarpışmalar ya da batan taşlar olsa da bu anın keyfini bozamazdı hiçbir şey… işte tam bu hissiyatlarla eğitimde eğlenirken olan oldu ve Ozan içine giren karları temizlemek için üstünü sıyırıverdi. O anda güneşinde tam tepeden vurmasıyla korku filminden bir sahne gibi beyaz zeminde bir kara gölge büyüdü. Pistin sonunda adeta kıllarla ‘The End’ parafı yazılıyordu. Bu şoku atlatmamız neyse ki uzun sürmemişti…

Şerafettin´in açtığı ikinci pistle Dikmen Yaylası en uzun kayma pistine sahne oluyordu. Bu gelişmeyle birlikte Uludağ´ın pistleri gözümüzden düşmüştü. Armağan traş olur gibi kaydığı için yüzünde ve çenesinde ufak tefek sıyrıklarla çıkıyordu yukarıya. Koroplastlar can çekişiyordu üstümüzde...

Nihayet akşam olmaya başlıyordu. Kampa ulaşıldığında saat 5´i bulmuştu. Harun hoca elinde 10 tane kibrit çöpü taşıyordu. Herkes sırayla çekti çöpleri. Sonunda 2 kişi dizleri üstüne çökmüştü. Onları gördüğümde ağlamaklı halde birbirlerine sarılmışlardı. Memleketten acı haber almış iki bacı misali kendilerini karın üstünde yerden yere vuruyorlardı. Bivak denen şey bu gece onların çadırı olacaktı. Sonunda bir abam var atarım, nerde olsa yatarım diyerek kendilerini motive eden ikili kürekleri alıp bivak açacakları alanı temizlemeye başladılar. Hava sanki daha bir soğuk olmuştu o gece. Bulutsuz bir gece olduğu için yıldızları izlemek keyifli olacaktı Sedat böyle umuyordu en azından. Saat 8´de herkes tulumuna girdiği vakit acıların çocuğu bakışlı Sedat ve Selim bivağı bir yorgan misali üzerlerine örtme düşüncesinden son anda vazgeçtiler. Kafa fenerlerinin sönmesiyle bir dalın adama dönüştüğü bu ıssız coğrafyada bildikleri dualarla geceye karıştılar…

Saat 12´de onları kaldırıp çadıra yollayacaktık. Planımız buydu Batu´yla. Bunu teyit etmek için çadırına gittiğimde 12 lafını duyan kamp sakinleri gece yürüyüşüne kaldırılacaklarını kurgulayarak uykuyu düşler olmuştu. Bende çadırıma girip amcanın muhteşem tulumuyla hayati fonksiyonlarımı kaybetmek üzere uykuya daldım. Titrek ve cılız bir ses vardı dışarıda uyandığımda. ´Harun hocam biz çadıra geçelim mi donuyoruz yaaa…’ diyordu. Cevap olarak ‘saat daha kaç oldu ki?’ geldi. Ardından apar topar saat 11 gibi bir laf edildi ve Sedat ile Selim Salı pazarına dönen çadırlarına girdiler.

 

Sabah tulumdan çıkmak benim için çok kolay oluyordu. Çadırın içiyle tulumun içinde herhangi bir ısı farkı neredeyse yoktu. Saatin 4 olması benim için güzel bir vakitti. Daha fazla üşümemem gerekliydi. Büyük bir keyifle herkesi uyandırıp çadıra geri döndüm ve çorba faslından sonra güzel bir kahvaltı hazırladık. Hareket 6 buçuk olacaktı fakat 4te uyanmak güzel bir seçimdi. J

 

Batu plastiklerinin donduğunu söylüyordu yine, Ozan ile Eren´in sesi çıkmıyordu.… Armağan ben seninle daha fazla yapamam diye Şerafettin´e bağırıyordu. Yunus´la Ömer´in çadırından benzinli ocağın muhteşem sesi geliyordu. Sedat ile Selim´in çadırından gece birinin onları yukardan izlediğine dair beyanatları geliyordu. Mert -30 derecelik tulumun çok güzel olduğu konusuna değiniyordu.

 

Çadırları terk ettiğimizde herkes emniyet kemerlerini vb. malzemesini üstüne giymişti.

Gün doğuyordu ve biz direkt zirve yönüne gidiyorduk. Tepeye ulaştığımızda krampon ve kazma ile düşüş konularını anlatıp ip birliğine geçiş yaptık. İp birliğini 5´şer kişilik 2 ekip halinde uygulamak üzere yürüyüşe geçtik. İp birliğinin ne olduğu yamaçlarda, sırtlarda faydaları ve zararları uygulamalarla pekiştirmeye çalıştık. En sonunda saat 10a doğru Dikmen Zirve´ye(1727mt) ulaşmıştık. Kısa bir mola ve fotoğraf faslından sonra inişe geçip çadırlarımıza ulaştık. Amacımız kampı 12´de toplamış olarak hareket edip köye doğru inişe geçmekti. İşte tamda bu noktada Batuhan plastikle mesin ayrılması gibi güç bir duruma imzasını atmıştı. Şaşkın haldeydik. Kamp alanına ulaşmış ve kampı toplayıp 15 dakikalık gecikmeyle yola düşmüştük. Seri şekilde yüklerle ilerleyip buluşma noktasına doğru yol almaktaydık. İşte bu yolda ibret verici şeyler gördük. Örneğin bir kayısı tanesi için Sedat´ın yerde diz çökmesi gibi. Sırılsıklam botlara rağmen sesi çıkmayan Ozan gibi, tüm yükü sırtlanıp yamuk çantayla yürümeyi becerebilen Eren gibi...

Araçla buluşma noktasına ulaştığımızda saat 2:15 sularıydı. Beklemeden devam etme kararı aldık. Araç her şekilde karşımıza çıkacaktı. 45 dakika daha yürüdükten sonra 3 gibi araçla yolda karşılaştık. Yükleri omuzlarımızdan atıp araçla köyün meydanına indiğimizde cenaze olduğunu gördük. Sessizce köyün kahvesine doluştuk. Sobanın etrafına dizildik. Ali Galip amcayla helalleştik. Hepinizi tekrar bekliyorum dedi ve ekledi ‘sizler benim torunlarımsınız’... Ardından araçla tekrar yola düştük tamda her şey bitti artık Tansaş´ın otoparkında yere ayak basarız derken karşı şeritten gelen bir reno9 seri bir fren hareketiyle arabayı yoldan çıkarıp kara saplandı. İnsanlık namına yardım etmek için arabaya el attık. En azından biz el attık. Fakat Şerafettin bir anda kendini minderde kilitleme hareketi yapar güçle araca baskı uygulayınca arabanın sol far sistemi olduğu gibi içine göçtü… adam araçtan inmediği için henüz farkında değildi ve bu da bize kaçmak için vakit kazandırmıştı… güle katıla araca binip yolumuza devam ettik… şehre inişte hepimizin düşünceleri başkaydı. Kimimiz paçanganın derdindeydi, kimimizse genişleyen damarların sorgusunu yapıyordu…

En sonunda Tansaş´ın otoparkına indik ve bir dahaki çalışmada görüşmek üzere iyi niyet dileklerimizle ayrıldık…

 

 

Söz uçar yazı kalır…

Armağan Ceylan – Çık hayatımdan Şerafettin, ben sana göre değilim…

Batuhan Hançer - Ya bir saniye benim plastik çıktı…

Eren Güven - İsyanım var ulan…

Sedat Acar - Yaşasın yıldızları izleyeceğiz… orada bir adam varrr…

Selim Oral - Neden ben… bu çubuk olamaz…

Şerafettin Nacar - Daha yüksekten kaysak, daha dik bir yer bulalım.. Armağan sana pekmez getirdim.tadına bak

Ozan Sakalısarı - Bıktım artık front pointten,mointten…ben bunun hesabını şehirde sorarım…

Yunus Çoban - Ocağın kralı benzinlidir… ben bununla çadırı da ısıtıyorum…

Mert Bilgin - O fasulyeyi yapıp yemeyi düşünmüyorsun herhalde…

Ömer Vatansever- Ya biz kalsak olmaz mı bivakta? Tecrübe etmiş oluruz…

Harun Ölmez – Getirde hohlayayım, çözülsün…

Batu Bayse - Abi arkadaşlar 3 sefer daha yapsınlar tam pekiştirsinler…

Başar Kırnık - Amca beni oyacak… karardı la bunun altı…

 

 

Herkese teşekkür ederim tek tek. Görüşmek dileğiyle…

Lafı uzattıysam affola…

 

Yazan-çizen: Başar Zeki Kırnık

21/01/2008

İstanbul

Bu makaleyi tavsiye et...


Yorumlar
Ara RSS
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme: Salı, 13 Mayıs 2008 22:53
 

Değerli üyemiz Başar Salı, 13 Mayıs 2008 tarihinden beri bizimle beraber.

İletişim e-postası: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer Yazılarını Göster

İletişim

Tel:             0554 261 71 71
E-Posta:     sakaryadagcilik@gmail.com
Mail Grub:  sakaryadagcilartoplulugu@yahoogroups.com
Website:    www.sakaryadagcilik.org